Görsel

Annemden Hikayeler

Featured

Etiketler

, , , ,


cropped-img_40451.png“AnnemdenHikayeler” 2012 yılının Ocak ayında birden, hiç planlamadığım bir şekilde ortaya çıktı. O zaman henüz 2 yaşında olan oğlumu her gün evde bakıcımızla bırakırken yaşadığım ikilemler beni içimdekileri kaleme almaya itti…

Bu blog belki böyle başladı ama zaman içerisinde çok şey değişti… İlk blog yazmaya başladığımda yedi aylık bebeğiyle New York’tan İstanbul’a yeni dönüş yapmış ve tekrar iş hayatına atılmanın heyecanını yaşarken bir yandan da bebeğini evde bakıcı ile bırakmanın endişelerini duyan acemi bir anneydim. İkinci oğluma 7 aylık hamileyken yeniden Amerika’ya gidişimizle bu kez iki çocukla hiç destek almadan çocuklarını kendisi büyüten, büyütürken de olgunlaşan bir anne oldum. Amerika’dan Türkiye’ye döndükten sonra yeniden iş hayatına atılıp bu kez geride iki çocuk bırakan ama eskiye göre az buçuk daha tecrübeli, daha sakin, daha kendinden emin birine dönüştüm. Şimdilerde ise Riyad’a taşınmamızla çocuklarımla her anın tadını çıkarmanın derdindeyim…

Bu blogu oğullarıma yılların şahitliğini yapsın diye, benim ağzımdan yaşamımızdaki detayları onlara unutmadan aktarabilmek için yazıyorum… 

Ferdinand’tan Öğrendiğim 5 Şey

Etiketler

,

New York’ta yaşadığımız dönemdi… Büyük oğlumu yeni kucağıma almıştım. Hamileliğim boyunca Columbia Üniversitesi Teachers College’tan dersler alıyordum. Doğumdan sonra da derslere devam ettim. Dersleri kaçırmak istemiyordum. Çünkü dersler öyle öğretici ve zevkli geçiyordu ki her dakikası benim için çok değerliydi.

Normal doğumun hikmeti midir nedir bilmiyorum, annem de yanımızda olduğu için doğumdan 1 hafta sonra anneme süt bırakıp derslere devam edebilmiştim. Zaten okulla evimiz arasında sadece bir sokak vardı. Derse gittiğimde tüm sınıf arkadaşlarım beni tebrik etti. Yine keyifli bir dersti. Ders sonunda ise tam sınıftan çıkarken öğretmenim Maria bana seslenip gelebilir misin anlamında bir bakış ile beni yanına çağırdı. Yanına gittiğimde çantasından bir kitap çıkardı ve bu kitabı oğluma hediye ettiğini, huzur dolu, çiçek koklayan boğa Ferdinand’ın öyküsünü oğlumun da ileride büyüyüp anlayacak yaşa geldiğinde beğeneceğini umduğunu, bu kitabın 1936 yılında yayınlandığını, Amerikan çocuk edebiyatının bir klasiği olarak kabul edildiğini ve yayınlandığından beri de asla baskıdan kaldırılmadığını anlattı. Kitabın içinde kendi el yazısıyla oğluma yazılmış bir not vardı… İçinde birinin kendi el yazısıyla bana hediye edilmiş kitaplar benim için her zaman ayrı bir değer taşır. O gün okuldan eve mutlulukla dönmüştüm. Kitabı o akşam okudum. O an çok da etkilenmedim. Güzel bir hikaye diye düşündüm. Kitap hep değerli oldu benim için ama asıl tam da Maria’nın dediği gibi büyük oğlum büyüyüp kitabı anlayacak yaşa geldiğinde etkiledi kitap beni…

Geçen sene sonuna doğruydu galiba Ferdinand sinemada gösterime girdi. Hep çocukları sinemaya götürmek istedim. Ama istanbul’daki hayat öyle koşturmacalı ki… Hafta sonu programına uymayan saatler, yol, trafik gibi değişkenlerin hepsini bir arada tutturup gidebilmek kısmet olmadı. Bir türlü programımız uymadı ve sinema gösterimden kalktı… Çok üzüldüm kaçırdığımız için. Aslına bakarsanız çocukların çok da derdi değildi de benim için özel bir yeri vardı o kitabın işte ve ben izlemek istiyordum sinemada o filmi… Her neyse olmamıştı işte ve alt tarafı bir filmdi..

Geçen hafta Türkiye’den Riyad’a taşındık. Çocukları yaşadığımız compound’ın içindeki sinemaya götüreyim dedim. Hangi filmin gösterimde olduğuna bile bakmadan gittik sinemaya. Ferdinand’ı görünce gözlerime inanamadım! Eğer bir şey kısmet olacaksa o şeyin ne zaman, nerede ve nasıl kısmet olacağını asla bilemiyor insan ve kısmet olmayacaksa da olmuyor zaten… “Kısmetinde yoksa dayak bile yiyemezsin” sözünü bu yüzden çok severim …

Munro Leaf tarafından yazılan ve Robert Lawson tarafından siyah-beyaz olarak resmedilen “Ferdinand’ın Hikayesi” kendini ringte bulduğunda bile, güreşmek yerine çiçek kokusunu tercih eden bir boğanın hikayesini anlatıyor. Kitap İspanya’da Franco yıllarında pasifist davranışı cesaretlendirdiği için yasaklanmış.  Adolf Hitler kitabın İkinci Dünya Savaşı sırasında yakılmasını emretmiş! Baktığında çocuk kitabı ama ne kadar korkutmuş insanları…

Ama Ferdinand sıradan bir boğa değil. Ferdinand, İspanya’daki en büyük ve en güçlü boğalardan. Her ne kadar sert ve korkutucu görünüyor olsa da, o sadece büyük, kibar ve sakin bir boğa. Matador onun da diğer tüm boğalar gibi dövüşmesini istiyor ama o bununla ilgilenmiyor. Boğa güreşinde en iyi boğa olmak için gerekli fiziksel tüm özelliklere sahip olmasına rağmen, Ferdinand’ın tek ilgilendiği en sevdiği ağacın altında oturmak, takılmak ve çiçekleri koklamak…

Kitaptaki anlatım ile film arasında tabii ki farklar var. Ama genel olarak hikaye böyle…Çocuk filmlerindeki sade ve basit derslere bayılan biri olarak Ferdinand’tan ne öğrendin derseniz?!

  1. İstanbul’da izleyemediğim filmi Riyad’a geldiğimin ilk haftası izlediysem ilk mesaj “Bir şeyi çok isteyince mutlaka oluyor! Dileklerini gönülden dilemeye devam et!” olsun 🙂
  2. Toplumdan baskı aldığında, Ferdinand gibi ol: İnsanların senden beklediği klişelere uymak zorunda değilsin! Toplumun bir boğa olarak ondan beklediklerini yapmıyor Ferdinand…
  3. Kendin için doğru olanı bul: Her zaman uymak ve herkes gibi olmak zorunda değilsin! Kendine dürüst ol ve kendi yolunu bul… Farklı olmak zordur ama kendi yolundur…
  4. İnsanları olduğu gibi kabul et, huylarıyla sev: Ferdinand bir boğa da olsa huyu diğer boğalar gibi değil. Ferdinand’ı şiddetli ve korkunç bir dövüşçü boğaya dönüştürmeye çalıştıkları sürece, başarısız olurlar.
  5. Basit şeylerde mutluluğu bulmak;  Dünyanın en mutlu insanlarının basit şeylerde mutluluğu bulduğuna inanıyorum. Ferdinand gibi ağacın altında oturup mutluluğu çiçekleri koklamakta bulmak yetmeli insana…