Etiketler

Her sabah duyuyorum bu cümleyi; “işe gitme anne…” Kucağıma alıyorum o minnacık oğlumu, öpüyorum seviyorum. Kendimce anlatıyorum ona neden işe gitmem gerektiğini. Onun anlayacağını düşündüğüm cümleler kurup “bak oğluşum, bütün kardeşlerin anneleri işe gidiyor, anneleri işteyken onlara teyzeleri(bakıcıları yani) bakıyor. Akşam olunca ben yine geleceğim, seninle oyun oynayacağız.” diyip anlatıyorum uzun uzun ama cevap yine aynı. “Anne gitme…” Sana ihtiyacı olduğunu sadece bu iki kelime ile açık ve net olarak ifade eden bir çocuğu evde bırakıp işine giden bir anne olmak ne kadar zor yaşamayan bilemez…Üzerimden pijamalarımı çıkarttığımı  gördüğü an başlıyor bu döngü. Önce “anne sen nereye gidiyorsun?” Aslında biliyor nereye gittiğimi ama muhabbeti başlatmak için nereden başlasın çocuğum 🙂 “Anneciğim, ben işe gidiyorum ama akşam olunca yine geleceğim.” “Anne seni işe gitmeyince seviyorum. Babayı evde seviyorum, işe gitmesini sevmiyorum.” Bu sözler kalbimi delip geçiyor. Her gün evden çıktıktan sonra kafamda hayaller kuruyorum; veriyorum istifamı, evimde çocuğuma kendi yanlışımla kendi doğrularımla kendim bakıyorum. Onunla dışarıya çıkıyoruz, evde cinnet geçirdiğimi de hayal ediyorum tabii ama daha çok oğluma sarılıp mis kokusunu içime çektiğim hayallerim var. Tam o sırada “Şişli Mecidiyeköy” anonsuyla uyanıyorum hayal aleminden, bu benim inmem gereken metro durağı…İniyorum yavaş yavaş adımlarla sonra ofise geliyorum “günaydın” diyorum ve bilgisayarı açmamla yeniden bir rutinin sonuna geldiğimi görüyorum. İş arasında oğlumun fotoğraflarını açıp onu seviyorum…Ne kadar çabuk büyüyorlar, eski videolarını izledim. Çok tatlı, inanılmaz güzel…Küçük bir bebek olsun arada yeniden ve onu seveyim sonra eski haline gelsin. Olmaz mı öyle ?