Etiketler

, ,

Herkesin hayatında kriz dönemleri olur ve olacaktır bu konuda yapılacak bir şey yok ama konu şu ki neden sorunlar tek tek gelmez? Murphy Kanunları (http://tr.wikipedia.org/wiki/Murphy_Kanunları ) diye bir şey varsa geçtiğimiz Mayıs ayı içerisinde mevcut yazılı kanunların hepsini birer birer yaşayarak test etmenin yanı sıra üzerine yenilerini yazacak potansiyele de sahip oldum!

Kısaca özetlemek gerekirse Mayıs ayı gündemimiz Doruk’un biberon bırakma macerasıyla başladı. Hiç böyle bir planım yoktu aslında ama bahçede yere attığı biberonunun üzerinden Devrim yanlışlıkla arabayla üzerinden geçince (kulağa biraz garip gelse de böyle bir şey oldu:) işte bu fırsat deyip bir girişimde bulundum ve bomba elimde patladı! Öyle kolay değilmiş bu iş… Kabus gibi 1 haftanın sonunda kendi ellerimle “al çocuğum sütünü buradan iç” diye biberonu çocuğun burnuna dayarken buldum kendimi! 5 aydır çişini tuvalete yapan, bez kullanmayan ama kakası geldiğinde “anne bezimi bağla kaka yapcam” buyuran Doruk birden bire kendi kendine kakasını da tuvalete yapmaya karar verdi! İyi hoş çok güzel ama bu süreçte kabız oldu ki bu başlı başına bir olaydı…. Artık ben tuvalete giderken suçluluk hissetmeye başlamıştım neredeyse… Bu yetmedi aynı hafta bakıcımız hasta oldu telefon etti gelemiyorum diye, o gelemeyince ben de işe gidemedim tabii… İşler başımdan aşkın, evde Doruk’la çalışmak imkansız. Bu arada Doruk kabızlığın üzerine bir de grip oldu, sanırım bakıcımızdan geçti. Ondan sonraki hafta Devrim 1 haftalığına yurt dışına çıktı ve bingo tabii ki ben de grip oldum! Murphy iş başında! Doruk uyumaz çocuk hasta, benim ateş almış başını gitmiş ayakta duracak halim yok ama Doruk’u iyi etmeye çalışıyorum… Geceleri ayrı bir dert gündüz ayrı bir dert… Bir de üzerine grip ve stresten dolayı sabah uyandığımda sesim çıkmaz buldum kendimi! Sesim kısılmış! İş yerinde telefon etmem gerekiyor sapık arayan kıvamında fısır fısır konuşuyorum insanlarla, boğazım da acıyor. Bir ara oturup zırladığımı ve sinir bozukluğundan haykırdığımı hatırlıyorum. Son 2-3 haftadır hastanenin acil servisini kaç kere ziyaret ettik bilmiyorum. Sırasıyla bir gece Doruk, bir gece ben şeklinde… Devrim’in yokluğunda babaannemiz dedemiz imdadımıza yetiştiler. Bizde kalmaya başladılar ki ilaç gibi geldi. Onlar da çalışıyor ama iş çıkışı evlerine değil bize gelip bir de bizimle uğraştılar. Sürekli boyunlarına sarılıp sarılıp “İyi ki varsınız siz!” derken buluyordum kendimi…Tabii bu arada hemen Ankara’daki “yetiş bacım” hattına yani anneme telefon edip onu da yanıma çağırdım:) Annem güneş gibi doğdu evimize ve hala bizde..Bırakmaya da hiç niyetim yok!

Bugün 1 Haziran ve üstüne bir de Cuma! Yani harika bir gün! Mayıs ayının sıkıntısını bir kenara koyup yaza ve sağlıklı, neşeli günlere “Merhaba” diyesim var. Herşeyin başı sağlıkmış, sağlık olunca mutluluk ve huzur kendiliğinden geliyormuş… Ee Allah sevdiği kuluna eşeğini önce kaybettirir sonra buldururmuş benimki de o hesap oldu…