Geçen hafta Cuma günü iş çıkışı sadece hafta sonu için bastık İğneada’ya gittik. Öncelikle şunu söyleyeyim adında “ada” kelimesi geçse de İğneada bir ada değil! İğneada Belediyesi’nin hazırladığı bu video oldukça detaylı anlatmış İğneada’yı.

İstanbul’dan 2- 2,5 saat sürecek yolculuğumuz Doruk’un daha İstanbul’dan bile çıkamamışken arabada kusmasıyla başladı. Çok telaşlanmadım çünkü oğlumu tanıyorum aynı bana benzemiş. Bütün çocukluğum araba tutmasıyla geçti. Ayıptır söylemesi hala bile arka koltuğa oturunca -ki Doruk sağolsun genelde öyle oluyor- yol tutar! Neyse kustu ve rahatladı sanki… Sonrasında deliksiz bir uyku ile uyandığında hiçbir şeyi yoktu.

Kaldığımız otelin giriş kapısına dekor amaçlı eski fayton arabalarını koymuşlar. Gerçekten çok hoş duruyordu ve ilgi çekiyordu. Tabii daha arabadan iner inmez Doruk’un soru yağmuruyla karşı karşıya kaldık. “Anne bu ayabanın adı ne?”, “Nasıl gidiyo?”, “Nereye oturucam?”, “Oturabiliy miyim?” vs… vs… vs..

Gün boyuca denizden çıkmayan tam odaya gitmek üzereyken havuzu da görüp onun da keyfini çıkaran Doruk Paşa kapanışı otelin dış kapısındaki bu faytonlara binerek kapatıyordu. Zaten ilk gün deniz ve havuzdan ne kadar yorulmuşsa saat 17:00’da iptal oldu kendisi! Ertesi gün yani Pazar günü saat 07:00’da uyandı!!!! Hoş biz cumartesi gecesini dalga sesleri eşliğinde güzelce sahil kenarında birlikte yemek yeriz diye hayal etmiştik ama günün sonunda kendimizi otel odasında birimiz uyuyan Doruk Paşa’nın başında nöbet tutarken diğeri restoranda tek başına yemek yerken bulduk. Olsundu, varsındı… Yeterki gönüller bir olsundu ve tabii çocuğumuz mutlu olsundu…

Pazar günü öğleden sonra otelden ayrılacağız Doruk’u faytonların üzerinden alamıyoruz. Otelin giriş kapısında 3 tane fayton var hepsine sırasıyla binip, sürekli bir şeyler anlatıyor. Güneş beynimize geçmiş, etraftakilerin bakışları altında çocuğuna laf geçiremeyen ezik anne baba konumundan kurtulmak amaçlı bir gülümseme yapıştırmışım yüzüme “oğllummm gelll” yapıyorum! Onu içeri girmeye ikna edemiyoruz! Hal böyle olunca haydi bir fayton turu yapalım da bari şu çocuk da hevesini alsın, bu alet nasıl gidiyormuş görsün, biz de ele güne karşı durumu kurtaralım istedik. Faytoncu Devrim’e dönüp ” Abi ufaklık 5-10 dakika içinde uyur, genelde çocuklara beşik gibi geliyor burası, uyuyorlar.” dedi. Devrim de ben de öyle bir içten “keşkeeeeeeee” çekmişiz ki adamcağız daha o vakit bunun gerçek olmayacağını anladı! Zaten Doruk adamcağızı esir aldı. Arka koltuktan sorduğu sorular duyulmaya değerdi;

– Abi bunun anahtayı neydeee? (Adam gülünce bana dönerek) Abi anahtayı nereye takıyoo?

– Bunun vitesi vaaa mıı? Yerdeee? Neden yokkk? Nedenn? Yok mu?

– At yorulmaz mıı? Yorulunca ne der? Niyee??

– Abi neden ata “hadi kızım” diyoo? At kız mıı? Nedenn?

– (At pisliğini yapsın diye arkasına serilmiş bezi kastederek) O nee? (Bizim açıklamamız sonrasında )At beze mi yapıyo? Tulalete yapmaz mııı? Beze yapar mı?Kuyruğundan mı yapıyoo? Nedeennn?

– Atın ayağı kaymaz mıı? Nedennn?

– (5 dakikalık molada atın çimen yediğini görünce) At acıkmış mııı? At ot yer mi? Dişiyle yer mii? Nedennn?

Adamcağız turun sonunda biz artık arabasından inelim diye üstüne para verecek hale geldi ama Doruk’un fayton sevdasına değdi galiba!