Pazartesi gecesi saat 12:00’da “kürkçü dükkanına” döndük. Ertesi gün iş var tabii!

Çocuğumun ise nevri dönmüş; “tatil bitti mii?!” diye soruyor. Sabah işe giderken Doruk’la kapı önünde yaşayacaklarımın ihtimali beynimin içinde dolanıyor ama hiç oralı olmuyorum! Tatilden gelmişliğin verdiği enerji ile gecenin o saatine bakmadan bavulları boşaltıyorum; kirliler kirliye, temizler yerine şeklinde ayırıyorum eşyaları… Doruk hala ortalıkta dolanıyor bu arada… Saat olmuş 01:00! Neymiş; “oyuncaklarını çok özlemiş uyumayacakmış!”

Ertesi sabah biraz mırın kırın etse de tatilin son 3 gününde verdiğim telkinden midir yoksa bu tatilde gerçekten büyüdüğünü kanıtlandığından mıdır bilmem, kapı önündeki vedalaşma sahnemiz hiç düşündüğüm gibi olmuyor… Beni öpüyor, sarılıyor, balkondan el sallarken “anne işin bitince gel” diyor.

İşe giderken “çocuk” denilen bu bücürlerin insanın hayatında nasıl bu kadar büyük değişiklikler yarattıklarını düşünüyorum! Tatil anlayışımız oyun parklarından, çocuk eğlence yerlerinden ibaret olmaya başlamış…

Çocuklu yolculuğumuzun ilk durağı Pforzheim; tatilimize bundan 9 sene önce evlenip gittiğimiz yeri ziyaret ederek başlıyoruz… Bonn-Pforzheim arası arabayla 3 saat ama Doruk’la min. bir yarım saat atıyor tabii… Sene 2003’te evlenip geldiğimiz yerdeyiz… Hala aynı gibi hissediyorum ama üzerinden 9 sene geçmiş… Kucağımızda bir canavarla 9 sene önce yaşadığımız bu binaya bakıyoruz… Minik canavarın ise bir şeyden haberi yok, oyun peşinde… Çok özlemişim… Tüm hatıralarım canlanıyor… O an orada olmaktan çok büyük keyif alıyorum…

Anılarımızla vedalaşıp yine arabayla İsviçre’ye geçiyoruz ve o gece Zurih’te kalıyoruz. Doruk aşırı mutlu… Annesi yanında, babası yanında ama bir de çok özlediği amcası da yanında ve onunla sürekli oyun oynuyor, şakalaşıyor…Daha ne istesin!

Ertesi gün Zurih’te biraz gezip İtalya’ya geçiyoruz. 2 gece Portofino‘da konaklıyoruz.  Bu arada Doruk her gece başka otelde kalmamızdan oldukça şaşkın; “Bu gece yerde uyuycaz anne? buyda mı uyuycaz? nedenn?” diye sürekli soru halinde…

Manzara harika… Fonda İtalyan asıllı şarkıcı, sinema oyuncusu Dalida’dan “I found my love in Portofino” çalıyor… Dinlendiğimi, hayattan keyif aldığımı hissediyorum ve çok mutluyum…

Biz manzaraya Doruk elindeki şekere bakıyor… Bir çocuk için hayatın anlamı bu kadar basit ve düz… Dünyanın neresinde olduğunun pek anlamı yok… Eğer elinde şekeri ve yakınında da oyun oynayabileceği bir yer varsa onun için hayat son derece yolunda demektir….

İtalya’dan Fransa’ya geçiyoruz. Bir gece de Strasbourg’ da kalıp ertesi gün Bonn’a geri dönüyoruz. Bonn’da hava kapalı…Güneş yok, sanki mart ayı gibi serin ve hatta yağmurlu hava… Gerçek hayata dönüş için bavullarımızı hazırlıyorum… Bu arada küçük oğlumu tebrik ediyorum. Niye mi? Çünkü bezi bıraktığımız şu dönemde arabayla yaptığımız 2.000 km’yi aşan tüm gezimiz boyunca benzinci bulana kadar dayandığı ve artık büyüdüğünü kanıtladığı için…