Frank Sinatra’dan “My Way” çalıyorsa eğer başlarım hayatı sorgulamaya… Sözler çok derin… Hani öyle laf arasında dönecek arka fon müziklerden değil!

Bu yüzden hazırlıksız bir şekilde “My Way” ‘e yakalanmayı sevmem… Hayır tam keyfin yerinde, hayatın akışında yaşarken bir kez bu şarkıya takılırsam Allah başlıyorum hayatı sorgulamaya! Bir tatlı hüzün, bir durgunluk… Ne gerek var alalalaa… Hani bunalımdayken aç dinle ne ala… ama yok, tam da tatilimde yakalıyor bu kez beni kerata!

Yolculuğun daha ilk günü; Bonn’dan Pforzheim’a gidiyoruz! Yol üzerinde yemek yemek için mola vermişiz. Doruk Paşa ne yer acaba diye bakıyorum. Devrim de aynı şeyi düşünüyor ki bana sürekli “Bak böyle yoğurt var”, “Çorba içer mi? Güzel görünüyor…” diye öneriler sunuyor. Biz ona yemek ararken bir klasik olarak bizim oğlan da dışarıda çocuk parkı bulmuş; kaydırak, salıncak eğleniyor. Amcası da yanında… Devrim sağa ben sola şeklinde iş bölümü yapıyoruz bu sırada başlıyor “My Way”… Ohhh geçmiş olsun! Pavlov’un köpeği misali şarkıyı duyar duymaz benim otomatik sorgulama başlıyor kendiliğinden!

Hayat dediğin şey bir mücadele bir varoluş çabası aslında… Kendimizi bildik bileli hepimiz bir şeyler daha iyi olsun, daha iyisine ulaşalım diye uğraşmıyor muyuz? Hayat 30’una kadar çok hızlı ve çetrefilli geçen bu mücadelenin ayak izleri bence… 20’li yaşlarda hep bir uğraşma hep bir didinme ile geçer. Acılar çekilir, hatalar yapılır, kafanı duvardan duvara vurur bir daha yapmam dediğin hatayı yine yapabilirsin… Ayakların yere basmaz, cesursundur, gözün karadır… Sil baştan kolay yaparsın, toleransın azdır, hayatındaki asıl taşları oturtmaya çalışırsın yorgunsundur… Çabuk pes eder görünürsün ama içindeki gençlik kaynağı hemen fıkırdar yeniden sarılırsın…

20’li yaşlar hoştur güzeldir ama asıl hayat 30’undan sonra güzelleşir, anlam kazanır. Hayatın seni bilgi birikimi ve tecrübesiyle sardığı yıllardır 30’lu yaşlar… Hoş Prof. Dr. Yankı Yazgan‘ın dediği gibi her 10 yılda bir hayatımızın dönüm noktası olduğunu ve en önemli yıllar olduğunu düşündüğümüzü hesaba katarsak böyle düşünmem normal tabii ama yok yok bence yine de bir bilgeliği vardır 30 yaşın… Bir durulursun, artık “taş yerinde ağırdır”… Kendine yakışanı, ne sevdiğini, ne sevmediğini, kim olduğunu, kim olmadığını bilirsin… Elin para tutar, evdeki ekmeği hep yiyen değil eve ekmek getiren kişi olmanın da haklı gururunu yaşarsın. Kariyer yaparsın, çok aşık olursun, evlenirsin, bir de üzerine çocuk da yapar gerçek bir aile olursun… Donanmış 30 yılın ardından hayattan daha çok zevk alırsın… 30’lu yaşlar aceleye gelmez… En zevkli, en keyifli dönemleridir hayatın… Hele de bir kadın için…

3 ay sonra 35 olacağımdan mı bilmem ama yazasım geldi işte bunları… O gün çalan müzik aldı götürdü beni, bir sürü şey düşündüm o 5 dakikada… Kasada parayı öderken beynimin bir tarafından aktı gitti bu düşünceler… Hayat güzel hem de çok güzel… Gittiğim yoldan çok memnunum, yanımdakiler ise bana bu yolun hediyesi…

Hadi siz de kapayın gözlerinizi, dinleyin… Bir “My Way” iyi gider bu kadar lafın üstüne…