Çocukların kelimelerin gerçek ve mecazi anlamını bilip ayırt etmeleri ya da deyimleri anlayabilmeleri oldukça zaman alıyor. Doruk sanırım 2 yaşındaydı, laf arasında “….kafama takıldı ya, dur şuna (o an konu neyse hatırlamıyorum) gidip bir bakayım” demiştim de çocukcağız “Anne kafana ne takıldı”, “Eğiliy misin kafan da ne vay bakabiliy miyimm?!” diye merakla saçlarıma bakıp incelemek istemişti. Tabii çok komik oluyorlar… İnsan böyle zamanlarda onların dünyasının ne kadar saf ve temiz olduğunu daha da net görüyor. Yaş ilerleyince olaylar değişiyor ama…

Şöyle ki Pazar günü Doruk dışarı çıkmak istedi. Ben de televizyonda bir program izliyorum. Beni tanıyanlar bilir hiç televizyon izleyen biri değilimdir aslında, takip ettiğim dizi bile yoktur. Ama hani böyle bir kişiyi saçından kıyafetine, dişinden cildine ve hatta neredeyse bakışlarına kadar değiştirdikleri programlar var ya onlardan birine takıldım işte. Kızcağıza o kadar çok şey uyguladılar ki sonucu merak ettim. Değişimi görmek istiyorum, başından ayrılamıyorum. Bu arada seninki yanımda hiç susmadan “annee dışayı çıkalım mııı, bisikletimi alıp parka gidelim miii” diye konuşuyor. “Tamam oğlum çıkalım ama şu program bitsin sonra” diyorum. Tabii nasıl anlasın 3 yaşındaki çocuk bunu… Israr ediyor; “Ye zaman annee??”, “Çıkalım mııı anne!?”, “Hadi annee”, “Yeden bekliyoruz anneee”…. Doruk beni böyle soru yağmuruna tutarken tam da o sırada program reklama girdi. Tabii Paşamız hemen heyecanla “Anneee bitti annee bittiiii” diye atıldı. Ben de o kadar izlemişim, programın sonuna gelmişim, müthiş değişim sonrası kızın son halini bize gösterecekleri sahneyi kaçırmak istemiyorum haliyle… “Yok oğlum daha bitmedi, ama çok az kaldı” dedim. Dedim ama meğerse gerçekten de program bitmiş! Ne olduysa oldu anlamadım ama reklamlardan sonra o son vurucu sahne yerine başka bir program başladı! Doruk’u beklettiğime mi yanayım, o kadar izledikten sonra son halini göremediğimemi yanayım bilemeden ” Aaa vallahi Dorukcuğum haklıymışsın, program bitmiş” dedim ve televizyonu kapatıp üzerimi giyinmek için içeri giderken arkamdan übiri şöyle dedi; “Şakalımız yok ki sözümüz dinlensin!” ??!!!-^&/%&(&/%)=??_/(!!!”é(&()

Ben kalakaldım olduğum yerde!!! Arkamı döndüğümde kanepenin üzerinde Doruk kılığına girmiş bir yetişkin ya da bilge dede filan bulacağımı filan sandım bir an!!! Şaşkınlıkla gülme arası karışmış bir yüz ifadeyle geri döndüm. Doruk gülümseyerek benim tepkime bakıyordu. Gülerek “Sen nereden duydun bu sözü bakimm???” diye kucağıma aldım öptüm onu, yedim bitirdim…. Gülüyorum ve öpüyorum ama bir yandan da sormadan edemiyorum; “Nereden öğrendin bu lafı Doruk????” O an cevap vermedi, benimle birlikte güldü ve hatta ben güldüm diye bir kaç kez “şakalımız yok ki sözümüz dinlensin yaaa” deyip durdu. Her seferinde güldüm ben tabii… Onun minicik ağzından çıkan bu kocaman söz o kadar tatlıydı ki… O an evde Doruk’un bu lafını duyan benden başka kimse olmadığı için paylaşmak ihtiyacı ile telefona sarıldım. Devrim iş için şehir dışındaydı onu arayamadım. Annemi aradım; o da çok güldü tabii… Telefonu kapattıktan sonra yine sordum; “Dorukcuğum nereden duydun bu lafı? Tam yerinde kullandın, çok merak ettim” dedim. Bu sefer cevap geldi; “Keloğlandaaannnnnn!” İkinci bir şok daha oldu bana tabii…

Televizyon düşmanı ben, çocuk okuldan dönünce evde televizyon izliyor eyvah ne yapacağız diye yanıp tutuşan ben böylece kalakaldım. İşin bu kısmı “televizyonun faydaları/zararları” konulu başka bir yazının tartışma kısmı olur ama şimdi bizim evin yeni modası bu deyim… Eğer biri diğerini dinlemediyse ve diğerinin dediği çıktıysa hemen başlıyoruz Doruk gibi söylemeye “ee şakalımız yok ki sözümüz dinlensin!!!”