Perşembe günü öğleden sonra ofisteyim, odama bir geldim ki masamın üzerinde duran cep telefonumda 4 cevapsız çağrı! Doruk’un okulundan aramışlar, bakıcı ablamız aramış, annem aramış! Bir sorun olduğu o kadar aşikardı ki önce hangisini arayayım diye panik bir şekilde telefon etmeye korkarak önce okulu aradım.

Telefonumu Doruk’un öğretmeni açtı. Ben artık nasıl panikle selam sabah vermeden “Doruk nasıl? Beni aramışsınızz!!” dediysem kadıncağız o kadife ses tonuyla beni sakinleştirmeye çalışır gibi “Ceyda Hanım merak etmeyin, ben zaten bakıcı ablasına da ulaştım, bir sorun yok” diye devam etti. Doruk okulda bir kaç kez kulağım ağrıyor demiş. Öğretmeni de anneannesi Ankara’dan geldiği için acaba eve gitmek için bahane mi yapıyor diye emin olamayarak “Biraz bekleyelim geçer belki Dorukcuğum” demiş. Bakmış Doruk ağlamaklı alt dudak düşmüş, gözler süzülmüş bu kez hemen beni aramış. Bana ulaşamayınca ki ben ofisteydim sadece telefonum masanın üzerinde kalmış, hemen bakıcı ablamızı aramış. Doruk’un öğretmeniyle konuştuktan sonra hemen evi aradım. Bakıcı ablamız üzerini giyinmiş Doruk’u almaya okula gidiyormuş. Ben de “Doruk’u aldıktan sonra hemen hastaneye gidelim, orada buluşalım” dedim.

Neyse 1 saat içinde hepimiz hastanede buluştuk. Tabii ben yol boyunca kendi kendime kızdım, sinirlendim çünkü 2 hafta önce Doruk’la oyun oynarken “anne kulağım ağrıyor” demişti ve biz o hafta için randevu bulamadığımız için ve Doruk bir daha da “kulak” lafı etmediği için unuttuukkk gittiii… İhmal ettik bu konuyu diye çok kızdım kendime…

Doruk okulun kapısında bakıcı ablasını görünce bir fasıl onun boynuna sarılıp ağlamış… Eve gelince kapıda anneme sarılıp bir fasıl da anneannesine ağlamış. Hastanede beni görünce bana da bir kucak sarıldı, dudak aşağı sarkıtıldı öylece durdu… Benim içim gitti tabii, ateşi de çıkmaya başlamıştı. Neyse sevgili doktorumuz Dr. Ebru Hanım sağolsun hemen bizi aradan aldı ve Doruk’u o tatlı öpe seve tarzıyla muayene etti; orta kulak iltihabı olmuş… Antibiyotiğe başladık, burun damlaları ve bir kaç ilaç daha… Muayene sonrası ben ofise dönmek üzere Doruk’tan ayrıldım ama çok kolay olmadı tabii; “anne gitmesen olmaz mı?”, “sen de eve gelsen olmaz mı?” şeklinde içimi kötü yaptı… Neyseki anneannesi olduğu için yine de çok üzerime gelmedi… O sırada babası da arayıp ben eve geliyorum deyince daha da kolay oldu. Ben de koşa koşa ofise geri döndüm…

O geceyi çok kötü geçirdi tabii… Sabahın 05:00’ine kadar ateşini düşüremedik. Arada sayıkladığı bile oldu, korkuttu beni… Ne o uyudu ne biz uyuduk. Bir de o ilaçları çocuğa içirmek kolay mı! Maymuna dönüyor insan çocuk ilaç içecek diye… Ne “timsah gibi ağzını açabilir mi acabaları” kaldı, ne “yok ben bu tarafa bakayım sonra bir döneyim kaşık boş olsun şaşırayım” demeler, ne “yok ilacın olduğu ölçü kabını buraya koyayım kendin nasıl içiyorsun bakalım, hepimiz alkışlayalımlar” vs. vs… Ya kardeşim ben hasta olunca annem babam aç ağzını ilaç içeceksin derdi açardım diye hatırlıyorum… Cuma günü Doruk okula gitmedi tabii, enerjisi fena olmamakla birlikte hastalığı devam ediyordu. Bense ofiste ruh gibiydim…

Bu sabah minik Paşamız bir keyifli bir iyi uyandı… Çok rahatladım ve mutlu oldum… Kavga dövüş ilaçlara devam etsek de gayet iyi görünüyordu. Odasında bir şeyler yapıyor diye hiç oralı olmadım. Zaten kendi kendine oyun kuran bir çocuk olmasına rağmen kendi kendine oynamayı sevmeyen bir çocuk olduğu için sürekli onunla oyun oynamak bazen gerçekten çok yoruyor beni… Bu sebeple kendi kendine bir şeylerle oynadığında hiç oralı olmuyorum…. Sonra içeriden “anneeee, bak arazi traktörü yaptımmmmm” diye seslendi… Odaya gittiğimde aşağıdaki manzarayı beklemiyordum!!!!

AraziTraktoru

Yatağın kenarlıklarını çıkarmış, kendine güzel bir rampa yapmış! Bir de kayak malzemelerinin olduğu dolaptan babasının kasını almış, koca kaskı minnacık kafasına geçirmiş! O rampadan aşağı doğru iniyor, parmaklıklar Doruk traktörle üzerine çıkınca kırılacak gibi esniyor ve arada traktörün tekerleği de patinaj yaptıkça inanılmaz keyif alıyor. Bugün uzun bir seyahate çıkan ve aklı oğlunda kalan babasına bu fotoyu çektim sonra da şöyle yazdım; ” Hiiiiiççç aklın oğlunda filan kalmasın, hale bak! Bu çocuk iyileşmiş arkadaş!”