Etiketler

, , ,

Geçtiğimiz haftalarda Doruk’un okuluna gittim ve öğretmeniyle bir görüşme yaptık. Çünkü Doruk sabahları bir türlü evden çıkmak bilmiyordu ve hal böyleyken de okula geç kalıyordu.

Sabahları ben evden çıktıktan sonra bakıcı ablasıyla hazırlanıp yürüyerek okula gidiyorlardı. Her gün olan bu rutin, paşamızın “5 dakka daha oynayabiliy miyim?” ısrarlarıyla 40-45 dakikalara kadar çıkmış ve sonuçta Doruk okula min. 1 saat geç kalan biri olmuştu. Bu durumdan inanılmaz rahatsız oluyordum. Bakıcı ablasıyla da konuşuyorduk ama mücadelemizde çok da başarılı olamıyorduk. Bakıcı ablası Doruk’a pantolonunu giydiriyormuş, Doruk pantolonu çıkartıyormuş, kazağını giydiriyormuş, bu kaşındırıyor deyip yenisini istiyormuş. Artık kızcağız tamam artık giyindi dediği anda, en son kapıdan çıkmak üzereyken çoraplarını çıkarıp içeri kaçarak gitmemek için bahaneler buluyormuş. Önce aklıma okulda bir şeyler ters gittiği için böyle yapabileceği geldi. Ama okulun kapısında ayakkabılarını çıkardığı gibi arkasına bile bakmadan arkadaşlarının yanına gitmesi, hatta bakıcı ablası onu almaya gittiğinde üzülüp “Neden erken geldin? ama benim daha oyunum bitmemişti ki!?” demesi bu olasılığı kendiliğinden ortadan kaldırdı.

İşte bu sebeplerden dolayı Doruk’un öğretmeniyle görüşmek istedim. Belli ki ben bir şeyleri yanlış yapıyordum. Tabii bir de babasının o zamana denk gelen 15 günlük yurt dışı seyahati de Doruk’un tırmanan huysuzluğunun sebeplerinden biri olabilirdi. Konuşmamız sırasında Doruk’un öğretmeni benim hiç farkında olmadığım bir şeyi söyledi bana. Ben Doruk’a her şeyi ‘ikna yoluyla’ yaptırmaya çalışıyordum. Doruk’un öğretmeni şöyle dedi; ” İki tip velimiz oluyor biri sizin gibi ‘ikna yoluyla’ çocuklarına bir şey yaptırmaya çalışan veliler, bir diğeri de kesin bir şekilde ‘kuralımız bu, sabah 8:30 deyince evden çıkılacak, başka seçeneğimiz yok’ vs. diye kesin sınırlarla kuralları belirten velilerimiz ” dedi. Suratıma tokat yemiş gibi hissettim bir dakikalığına. Çünkü haklıydı. Ben her konuda Doruk’a ikna yoluyla yaklaşıyordum. İkna etmemin gerek olmadığı, kesinlikle uyması gereken konular da bile onu ikna etmeye çalışıyordum. Bu yeni bir şey değildi; evvelden beri ben hep Doruk’u bir şeylere ‘ikna ederken’ buluyordum kendimi. Şimdi de Doruk “Anne 5 dakika daha” dediğinde ona ” Ama oğluşum okula geç kalıyoruz, artık 5 dakika daha oyun oynayacak zamanımız kalmadı, hadi şimdi ayakkabılarını giyinelim… ” vs. vs. diye uzun uzun açıklamalarla onu ikna etmeye çalışıyordum. Hiçbir zaman “kuralımız bu, okula giderken sabah 8:30’da evden çıkılacak” mesajını veren konuşmalar yapmıyordum onunla. O gün öğretmeniyle de uzun uzun konuştuk. Bence ikisinin de zamanına ve yerine göre yapılması gerekiyordu ve ben ikinci kısmı gözden kaçırmıştım. ‘İkna yolu’ tamam da çocuklar otoriteyi de bilmeliydi. Ben farkında değildim belki ama bu anlamda Doruk üzerindeki otoritem biraz eksik kalmıştı. O gece evde de oturup üzerine düşününce biraz bozuldum açıkçası. Zaten annelikte tökezlediğimi düşündüğüm bir anda bir de bu gerçek biraz dokunmuştu bana…

O gün bu konuşmadan sonra biraz kendimi değiştirmeye karar verdim. Yaklaşık 25 gündür filan Doruk karşısında ikisinin karışımı bir anne görüyor. “Peki işe yaradı mı?” diye sorarsanız. Hayırrrrr!!!! Şu an tam bir felaketiz!!! Çünkü o da direniyor ben de! Ama yine de ilerleme kaydediyorum diyebilirim… Şu 25 gündür zaman zaman oturup ağlamaklı olduğumu da itiraf etmeden geçemeyeceğim tabii ki, diğer taraftan karşımda daha çok sözümü dinleyen, lafımın geçtiği bir çocuk bulmanın mutluluğunu da yaşıyorum.

İşe uyku saatinden başladım. Her akşam “Anne 5 dakka daha oyun oynıyım, dişimi fırçalaycam”, “Banyoda 5 dakka daha arabalarımı yıkıyım, çıkıcam”, “Babayla 5 dakka daha lego yapalım, yatacağım” muhabbetleri karşısında çok dik ve keskin bir anne görmekten hoşlanmıyor tabii. Ama şu 20-25 gündür uyku saati 21:00’ı geçmiyor. Diğer taraftan için için de üzülmüyor değilim. Ben zaten işten eve geldiğimde saat 19:00 oluyor. Çocuk bize ne zaman doyacak da, bizimle oyun oynayacak da birlikte vakit geçireceğiz. Ama ipin ucu kaçarsa da uyku vakti saat 22:00’ları bulabiliyor. Bu sebeple saat 20:30’da yatağına yatırıp, yarım saat de kitap okuyoruz. Bunun dışında akşam yemeklerini televizyon karşısında yemeye başlar olmuştu son zamanlarda. Bu konuda da keskin bir tavır değiştirdim. İlk başlar da “o zaman yemiycem aç diilimm” diye kafa tuttu bana. Eski annesi olsa çocuk aç kalmasın diye yemeğini yedirirdi ona. Bu yeni annesi “peki aç kal o zaman, yemeğin masada duruyor, buraya gelip masaya oturursan yiyebilirsin” dedi. Ağlamalar, bağırmalar, kirizler derken dün ilk defa başarılı oldum ki kendi kendine tabağındaki yemeğini bitirip “artık salona gidip televizyon seyredebiliy miyim anne?” dedi. Ayrıca sabahları evden çıkma saatleri de yavaş yavaş düzene girmeye başladı. Ama daha yeni, bu 20 günün sonunda olan şeyler bunlar, özellikle son ikisi… Bu sert ve dik duruşlarımın arasında sevgi, öpücük, sarılma, mıncıklama patlamalarım hiç değişmedi tabii… Yani sevginin dozunda değişiklik yok ama otorite, kendinden emin davranma ve kararlılık  asıl vermek istediğim. Hani istiyorum ki bu çocuk içinden benim için şöyle düşünsün;” Alalalalaaa bu kadın beni yine eskisi gibi çok seviyor, hiç bir değişiklik yok ama daha bir otoriter daha bir kararlı ve kendinden emin davranır oldu.” deyip biraz laf söz dinlesin.

Bu zaman dilimi içerisinde belki Doruk üzerindeki etkimi yeniden hissetmeye ve hissettirmeye başladım ama tünelin sonundaki ışığı görmenin de ruhsal, bedenen ve zihnen bir çöküntüsü içerisindeyim. Şu okuduklarınız tahmin edersiniz ki inatçı, çığlıklar içinde ağlayan bir çocuğun bıraktığı yorgunluğun yazı halidir.