Şu son 1,5 aydır hafif bir şizofren havasındayım. Ağlamam ile gülmem arasındaki süre Doruk’un “sakız istiyoooorruuummm” krizlerindeki performansından bile daha kısa! Bu halimde memleketin gündeminin etkisi de yok değil tabii… Gezi ruhu hepimizin tam kalbine dokundu. Göz yaşlarımız ve gülümsememiz birbirine karıştı. Artık 1 ay önceki gibi değil hiçbir şey ve hiç birimiz…

Bizim hayatımızda da çok şey değişti şu son 1- 1,5 ayda… Öncelikle karnım büyüdükçe büyüdü. Hatta kardeş haberini Doruk’a nasıl versem ki diye düşünürken, bu konuyla ilgili yazılar okurken hiç beklemediğim bir anda o bana “Karnın o kadar çok büyüdüğüne göre içinde bebek var di mi?!” dedi ve patlattı bombayı! O, bize verdi haberi:) Mayıs ayı bir kaos şeklinde geçti diyebilirim… Önce babaannemin haberi yaktı içimizi… Hemen onun ardından Doruk’un ameliyat günü geliyordu, çok endişeliydim… Artık büyüdüğünü daha da hissettiğim oğluşum bademcik ve geniz eti ameliyatı oldu Mayıs ayında… 10 gün boyunca ağzından tek bir lokma geçmedi, sadece su ve süt içti. Onun ve bizim için eziyetli bir 10 gündü ama sonucunda çok rahat ettik. Mayıs ayının karmaşasının hemen ardından Haziran ayı daha büyük değişikliklere gebeydi… Biz artık Amerika’ya Indianapolis’e taşınıyorduk! Yine bir gülüp bir ağlama halleri başladı tabii… Devrim çalıştığı şirketin genel merkezinde başka bir göreve atanmıştı. Bir kaç sene olmayacaktık buralarda… Eşyalar toplandı, gemiyle Amerika’ya doğru yola çıktı, Doruk’un okulunun sene sonu gösterisi vardı, onu sahnede o kostümlerin içerisinde izlemek gözlerimizi yaşartırken sahnedeki komik halleri de güldürdü bizi… Ertesi hafta Doruk okuluna, arkadaşlarına ve öğretmenlerine veda etti… Yine gözlerimiz doldu doldu taştı… Geçen hafta cuma, iş yerime son kez gittim… İş arkadaşlarım beni çok güzel uğurladı… Toplantı odasına “Seni Seviyoruz Ceyda” yazan bir pankart asmışlar. Onu gördüğüm an aktı gitti göz yaşlarım… Benim için unutulmaz bir gün oldu o gün…

Ama en zoru ise ailemden ayrılmak oldu… Annemden, ağabeyimden, kayın validem ve kayın pederimden ayrılmak kalbimi deşiyordu adeta…. Bir de bu ayrılığı onların yönünden düşünüp empati yaptıkça daha da zor geldi bu vedalar… Çünkü onlar bu kez sadece çocuklarından değil torunlarından da ayrılıyordu… Sarılıp sarılıp öpüştük… Gözlerimiz kızardı sakladık birbirimizden… Bu arada Doruk konuşmalardan duymuş olacak ki “Üzülmeyin! Sıkaypta (Skype‘ta) konuşuruuuz.” deyince göz yaşları yerini kahkahaya aldı, karıştı yine her şey iç içe…

Diyorum ya Allahıma bin şükür ağlarken gülmeye başlayıp, gülerken zırlamaya geçişlerim çok hızlı oldu şu son 1 aydır… Bu konuda oğlumu aratmaz oldum… Hatta ana oğul yarışabiliriz bile… Etrafımdaki herkesin dediği gibi bunda 7 aylık hamileliğin de etkisi vardır elbet…

Ve şimdi vakit geldi… Yarın sabah uçağımız kalkıyor… Uzun ve yorucu bir yolculuk var önümüzde- her anlamda… İlk günler her zamanki gibi zor olacak, yeni bir yeri ev belleyeceğiz… Çok ama çok sevdiğim bir arkadaşımın bana hep dediği “küllerinden doğarsın sen” sözü kulaklarımda… Ben küllerimden doğarım da bakalım Doruk Paşam gelen kardeşle birleşen bunca değişikliğin altından nasıl kalkacak… Güçlüdür benim oğlum, yapar di mi…

Geride bıraktığım her şeyi çok özleyeceğim; canım ailemi, canım arkadaşlarımı, sevdiklerimi, çalışmaktan keyif aldığım işimi, alışkanlıklarımı, İstanbul’u, güzel ülkemi, direnen vatanımı, bu ülkede yaşayan herkes gibi direnmekten yorulmayan umutlarımı…

“Gurbete giden döner mi, dönmez mi belli olmaz bilirim” demiş şarkıda… Ne olur bilmem ama ben hem ağlarım hem giderim yoluma…