Etiketler

, ,

Geçtiğimiz hafta sonu Doruk’u buradaki çocuk müzesine götürdük. Indianapolis Çocuk Müzesi (Indianapolis Children’s Museum) dünyanın en büyük çocuk müzesiymiş. Gerçekten de 5 katlı çok büyük bir bina ve içerisinde çocuklar için değişik aktivitelerin yer aldığı çocuklar kadar büyüklerin de zevk alacağı keyifli bir yer. (http://youtu.be/zDwLjemGRB0)

Is MakinesiDoruk’un en çok ilgisini çeken kat ise 4. kat oldu. Çünkü bu katta küçük bir inşaat alanı yaratmışlar, çocuklar mini bir iş makinesi ile plastikten taşları taşıyabiliyorlar ya da o plastik taşları taşıyan bir vinci sağa sola oynatıp kullanabiliyorlar. Küreklerle minik el arabalarına toprak koyup taşıyorlar ayrıca plastik taşları o el arabalarına yüklemeye bayılıyorlar. Başka bir köşeye dik bir yamaç yapmışlar. Çocukların bellerine emniyet kemerleri takılıyor, kafalarında kaskları var. Eğer gerekirse bir görevli aşağıdan çocuğa “şimdi şu kayaya basabilirsin, sol elinle şuraya tutun gibi” talimatlar veriyor ve çocuklar bu yamaca sanki gerçek hayatta dik bir yamaca tırmanır bir ciddiyetle çıkarken anne babalar da kameralarına bu sahneyi kaydediyorlar. Oldukça keyifli, ben bile şu hamile halimle tırmanmak istedim o yamaca. Bizim adamın boyu, çapı tutmuyor tabii bu tip aktivitelere. O da çok ilgilenmedi zaten… Su Kanalı

İş makinelerinden sonra en çok su kanallarını sevdi. Su kanalı boyunca çocuklar tahta gemileri yüzdürüp, kanalın üzerine inşa edilmiş minik su değirmenlerini çevirerek, kovalarla su çekip boşaltabiliyorlar. Kanal boyunca bir sürü şey inşa etmişler ve çocuklar bunları keşfetmek için kelimenin tam anlamıyla çılgına dönüyor.

Indy500Indianapolis’te ayrıca her yıl Indianapolis 500 Mile Araba Yarışları (Indianapolis 500-Mile Race) düzenleniyor. Bu etkinlik dünyanın en prestijli üç motor sporu etkinliklerinden biri olarak kabul ediliyor. Eee hal böyle olunca müzede bir adet yarış arabası da yerini almıştı ve çocuklar sırayla binip direksiyonunu çeviriyorlardı. Tabii bizim adam da eksik kalmadı, hoş kafası bile zor gözüküyordu arabadan ama onun derdi gaz pedalına neden ulaşamadığı ile ilgiliydi daha çok. Bin kere arabadan inip “Benzin deposu nerede anne?”, “Arkasındaki bu şey hızını mı kesiyor anne?”, “Bana da büyünce böyle araba alır mısın anne?” gibi sorulariyla beni güldürdü.

Müzeyle ilgili en sevdiğim şey ise içerisinde “müze” lafı geçince eşyalara bir dokunulmazlık kavramı yüklenir, hiç bir şeye ellemeden sadece bakıp, okuyup gezilir ya, söz konu çocuklar olunca tabii ki onların keşfetmesine izin vermek için böyle bir özgürlük yaratılması oldu. EgyptÇocuklar her şeye dokunabiliyorlar ve keşfediyor bu müzede. Bu sebeple de tarihi eserleri parçalara ayırıp yanına da resmini koyup tıpkı bir puzzle gibi “hadi beni sen yap” diye çocukları parçaları birleştirerek eseri ortaya çıkarması için cesaretlendirmişler. Tabii Doruk da olaya bir el attı hemen. Hoş ben kendimi tutamadım, azıcık anne desteği oldu yine! Oysa puzzle yaparken bile sakın ellemeyin çocuklar bulsun diyorlar ama çok eğlenceli duruyordu tutamadım kendimi işte…

Indianapolis’e taşınalı daha 1 ay bile olmadı ama bu müzeye ikinci gelişimiz! Daha da çok geleceğiz gibi duruyor. Ben de zevk alıyorum sorun yok ama günün sonunda kendimi çok yorgun hissediyorum… O gün de müzede kaldığımız süre boyunca keyiften çılgına dönmüş oğlumun peşinden dolaştım durdum. Bıkmadan usanmadan sorularını cevapladım, bu arada İngilizce konuşuyorum onunla ve o da bana Türkçe cevap veriyor. Anlamadığı cümlelerime “Ne diyorsun anneee?!?!” diye tepkiyi de koyuyor hemen. Ben artık bitmişim haldeyim Doruk’u eve gitmeye ikna ederken, bir kadınla göz göze geldik. Kadın Doruk’a gülümseyerek bakıyordu. Belki de benim İngilizce konuşup oğlumun bana muhtemelen kadının hayatında daha önce duymadığı bir dilde cevap veriyor olması dikkatini çekmişti. Ben de kadına gülümsedim. Daha sonra kadın kocaman göbeğime bakıp yüzündeki tatlı gülümsemeyi hiç bozmadan “You will have enough love for two but less time for everyone!” dedi. (İkisi için de yeterli sevgin olacak ama herkes için daha az zamanın olacak!) Kadının cümlesi, sesindeki sevgi ve tecrübe dolu ton kulaklarıma kitlendi kaldı… Sadece “Öyle olacak değil mi?!” diyebildim ama aslında hiç düşünmemiştim bunu… Ne kadar da doğru söylemişti. Eminim ikisini de aynı şekilde çok sevecektim ama her şey için daha az zamanım olacaktı…

O gece yatağıma giderken müzedeki kadının sözü hep kulaklarımda çınladı; “You will have enough love for two but less time for everyone!”