Zaman su gibi akıp gidiyor. Indianapolis’e geleli 1 ay oluyor artık… Hayat çok hızlı geçiyor…

Karnım her geçen gün büyüyor, artık 31. haftayı da bitirdim! Hamile bir kadın olarak estetik açıdan hoş olmadığım için evimde kapanıp yaşıyorum. Arada beyim beni arabayla dolaştırıyor. Hoş geçen gün beyim arabayla dolaştırırken dayanamadım iki adım dışarıda yürüdüm, yürürken de bir hatıra fotoğrafı çektireyim dedim. Terbiyesizlik ettim ama dayanamadım işte n’apayım!

31weeks

Bunun dışında Doruk’la iç içe yaşıyoruz şu ara. Okulu Ağustos ortası gibi başlayacak yani bizim eşyalarımız Türkiye’den gelip biz asıl yaşayacağımız eve taşınınca… Bu arada ben sabah 8, akşam 9 arası çalışan bir kreş gibi faaliyet gösteriyorum. Sabah kahvaltı sonrası Doruk’la öğle yemeğini hazırlıyoruz. Mutfakta bana bayağı yardım (!) ediyor sağ olsun oğluşum. Yemek pişince doğruca havuza gidiyoruz. 2 saate kadar havuzdayız. Havuz sonrası Doruk’un banyosu yemeği derken zaman geçiyor. Öğlen yorgun düşüp uyusun diye bekliyorum ama yok ben yerlerdeyim o koltuk tepesinde zıp zıp! Bilim adamları çocukları inceleyip bu enerjinin kaynağını keşfetsinler ben de bu enerjiden istiyorum hele ki şu ara daha çok!

Bu arada baş başa kaldığımız zaman boyunca İngilizce konuşmaktan da yoruluyorum. O da hiç kolay bir iş değil aslında… Bir de Doruk’un soruları var tabii; “Anne vinç İngilizce ne demek?”, “Elektrikli testere nasıl derim?”, “Biçerdöver nasıl denir anne?”, “Eğer çim biçme makinesi istersem nasıl söylerim?!!” gibi uzmanlık gerektiren, bu yaşıma kadar hiç kullanmadığım, hiç de ihtiyacım olacağını düşünmediğim kelimeleri bana sorarak kelime dağarcığımı zorluyor. Eee naparsın açarsın sözlükten bakarsın, araştırırsın…

Bu 1 ay içerisinde Doruk’un İngilizcesi bayağı fark etti. Mesela bugün supermarketten eve dönerken arabanın arkasından bir iç çekme sesi geldi. “Ne oldu oğlum?” dedim. “I am tired” (yorgunum) dedi! İnanamadım! Çocukların dil olayını hızlı kavradıklarını hep söylerlerdi de bu kadar çabuk da beklemiyordum açıkcası! Çok hoşuma gitti! Okula başladığında biraz olsun rahat etsin, uyum sağlama süreci kısalsın diye çok uğraşıyorum ama işe yarıyor sanırım… Kendimce bir yöntem buldum. Her gün aynı çizgi filmleri izlettiriyorum televizyonda. Bu arada televizyon çok izliyor diye bakıcılarla tartışan ben burada televizyonu kapatmaz oldum. Çünkü kendi kendine oyun oynarken bile açık olan televizyondan duyduğu kelimeleri yakalayıp “Anne ‘please’ ne demek?” “Anne ‘together’ ne demek?” “Anne, ‘remember’ dedi, ne demek yani?” diye bana kelime soruyor. Arada onunla oturup çizgi filmleri izleyip; “Bak ‘I am sorry’ (üzgünüm) dedi duydun mu Dorukcum” filan diye ona açıklamalar da yapıyorum ama daha çok kendisi keşfetsin istiyorum tabii… Böyle bir yol tutturdum gidiyorum işte bakalım…

Yıllar geçecek sonra Doruk’a ben böyle bilmediğim kelimeleri soracağım diye düşündüm geçen kendi kendime… Zaman akıp gidiyor, 1 ay oldu bile… Bundan sonra her şey daha kolay olacak…