Dün öğleden sonra hem Doruk’un okul evraklarını teslim etmek hem de gelecek hafta başlayacak sınıfı öncesinde onu 1-2 saatliğine okula bırakarak ön alıştırma yapmak üzere evden çıktık.

Bu arada kolay bir şey gibi “evden çıktık” diye yazdım ama sadece bu kısım bile yaklaşık 1-2 saatimi aldı. Çünkü Doruk daha “okul” lafını duyduğu anda kıyameti kopartmaya başladı evde. Neyse en sonunda o arkadaşlarıyla sınıfında oyun oynarken benim de onu içerideki odada bekleyeceğimi, isterse yanıma gelip beni görebileceğini anlattıktan sonra birazcık sakinleşti. Çok ikna olmuşa benzemese de durumu kabullenmiş gibiydi.

Doruk’la konuşa konuşa otoparka geldik. Arabanın yanına yaklaşırken “alala arabanın farlarını açık unutmuşum herhalde” diye düşündüm içimden. Bir gariplik vardı… Aynı anda sağ arka camın tamamen kırılmış olduğunu fark ettim! İlk bir kaç saniye olayı algılayamadım, öyle aval aval arabanın içine dolmuş cam parçalarına, yere ve koltuğa saçılmış kırık camlara bakakaldım! Bu arada arka fondan biri bacağıma sarılmış “Anne ne olmuş? Niye arabamızın camı kırık? Kim kırmış anne? Neden böyle camlar boncuk boncuk olmuş? Anlatır mısın anne?” diye sorular soruyordu. Elim ayağım buz gibi oldu, kalbim hızlı hızlı atıyordu ama yanımda Doruk vardı ve aşırı korktuğu bacağıma sıkı sıkıya sarılmasından belliydi. İçim başka dışım başka bir şekilde gayet sakin bir ses tonuyla ” Bir şey yok anneciğim, arabamıza hırsız girmiş, herkesin başına gelebilir böyle şeyler, önemli bir şey değil. Endişelenme, dur babanı arayalım” diyerek telefonu çevirdim. Aksilik bu ya eşim telefonu bir türlü açmıyordu. Doruk o kadar korkmuştu ki o anda benim yüzümde göreceği küçücük bir endişe bile onu daha da korkutacaktı. Bu sebeple yüzüme bir de gülümseme kondurdum ama çok gergindim aslında. Ne yapmalıyım acaba diye düşünüyordum. Diğer yandan da sürekli eşimi aramayı sürdürüyordum, telefon açılmıyordu. Belli ki görmüyordu… Telefonu kapattım arabanın içine girip ne çalınmış bakmak istiyordum ama bir yere dokunasım da gelmiyordu… Yanımdan otoparktan çıkan, otoparka park eden arabalar gelip geçiyordu ve kimse de ne oldu kardeşim diye durmuyordu yanımda. Eee burası Türkiye değil tabii!!! Kime ne senin kırık camından, arabana giren hırsızdan! Hoş dursalar da ne diyecektim ki ben de bilmiyorum. Bu arada Doruk’un araba koltuğunun olmadığını fark ettim. Doruk’un asıl araba koltuğu eşimin arabasında olduğu için ben seyahatlerde kullandığımız koltuğunu kullanıyordum. Aynı zamanda bir sırt çantası da olan, yanlarından kolları çıkan çok kullanışlı bir araba koltuğu idi. Muhtemelen hırsız koltuğun görüntüsünden dolayı bunu bir sırt çantası zannederek içinde bir şeyler olduğunu düşünüp camı kırmıştı. Bu arada telefonum çalıyordu arayan eşimdi. Arka arkaya aranmış 5 cevapsız çağrıyı görünce “tamam bebek geliyor yoksa beni bu kadar aramaz” demiş, telaşla beni arıyor 🙂 Olanları duyunca “Tamam sen kapa telefonu ben sigorta şirketini arayacağım” dedi. Biz telefonda konuşurken bile Doruk’tan sorular bitmek tükenmek bilmiyordu; ” Anne camı nasıl kırmıştır hırsız anlatır mısın? Haa buldum, gölün kenarındaki büyük kaya var ya anne, işte onu taşımıştır onunla kırmıştır di mi? Annee peki eli kanamamış mıdır hırsızın? Peki benim koltuğumu alırken camlardan kolu kesilmemiş midir? Canı acımaz mı anne?” Ben de her sorusuna cevap vermeye çalıştım ama kafam karmakarışık tabii… Aklıma navigasyon cihazı yerinde mi acaba diye geldi. Torpidoyu açtım ki yerinde duruyor! Aman birden ne çok sevindim, hemen aldım çantama koydum! Tabii bir yandan da hırsızın yol bilgisayarını bırakıp ki elini uzatsa orada duruyor, çocuk araba koltuğunu çalmasına cidden anlam veremedim. Tek anlamlı açıklama koltuğu sırt çantası zannetmesiydi. Ben tek koltuk gitmiş diye sevinirken koltuğunun gitmiş olması Doruk’u ilk etapta çok etkiledi. Yine sorular yine sorular; “Neden benim koltuğumu almış anne?” “Ne zaman getirir?” ” Yoksa hırsızın çocuğu mu varmış anne?” “Çocuğunun araba koltuğu yok muymuş ? O yüzden mi almış?” diye beni yeni bir soru yağmuruna tutmuştu ki eşim geri arıyordu. Polisi arayıp durumu anlatıp bana verecekleri dosya numarasını sigorta şirketi ile paylaşmamız gerekiyordu. Polisi aradım, tabii önce Doruk’a bana hiç soru sormamasını, çok önemli bir konuşma yapacağımı, sessiz beklemesi gerektiğini tembih ettim. Gerçekten hiç soru sormadan bekleyebildi beni neyse ki… Açıkçası polisin numarasını çevirirken bir heyecan bastı beni. Telefona çıkan kadına olanları anlattım. Benden bilgilerimi aldı ve bir polis memurunun 5-10 dakika sonra beni geri arayacağını, beklememi söyledi. Gerçekten 5 dakika sonra telefonum çalıyordu. Polisin sesi, konuşma tarzı filmlerindeki gibiydi, bir irkildim, panik oldum içten içe… Neyse bana sorduğu tüm sorulara cevap verdim bu arada ben dayanamadım tabii Türk olduğum için Zeyno gibi polise soru soruyorum. Polise “Birisi buraya gelip arabaya bakacak mı?” diye sordum. Polis bir sustu, gayet resmi bir dil ile “Bu görüşmede soru kabul edilmez!” anlamına gelen bir şey söyledi. Dediği cümleyi anladım ama algılayamadım. Ne demekti “soru kabul edilmez”!?? Anlamadığımı söyleyince “Bu telefon konuşmasında soruları ben sorarım, siz sadece cevaplayacaksınız” dedi. Böylece kalakaldım “Sorry” (Üzgünüm, pardon) diyebildim. Amerikan sisteminin kuralları işte, sorumu gerçekten de cevaplamadı. Bir “No” bile demedi valla. Hani yabancıyım belli bir açıklama yap di mi!? Yok sadece kuralı söyledi, ikinci bir şey söyleyemedim bile…

Olayı duyan Amerikalı arkadaşlarımız bile çok şaşırdı olanlara çünkü burada böyle şeyler olmazmış! Etrafımızda kimsenin başına gelmemiş böyle bir şey ki çok uzun zamandır burada yaşıyorlar. Anlaşılan “piyango” bana vurmuş ve birileri “welcome” (hoşgeldin) demek istemiş.

Sonuç itibariyle stresli bir kaç saatin arkasından bana kalan camı kırık bir araba, yorgun bir ben ve Doruk’un bitmeyen, tükenmeyen, kafasını allak bullak eden sorular yığınıydı! Bugün arabanın camını da yaptırdım. Hatta sonrasında Doruk’la evrakları teslim etmek için okula da gittik ama hala konumuz, gündemimiz hırsız ve kırık camlardı!

Tüm sorularına cevap vermeye çalıştım vermesine de bir tek “Pekii anne, hırsız neden bize sormadan benim koltuğumu almış? Anlatır mısın?” sorusuna cevap veremedim!