Etiketler

Önemli Not: Okuyacağınız yazı tamamen sütlaçla ilgilidir. Bir cümle içerisinde okuyabileceğiniz “sütlaç” kelimesinin sayısı hakkında sizi uyarmak istedim. Hemen şimdi hiç bir şey olmamış gibi yapıp günlük hayatınıza devam edebilirsiniz ya da okursanız da uyarmadı demeyin!

Hayatımda en sevdiğim tatlı ne baklava ne öyle içi fıstıklı kadayıflar oldu benim… Ben basit, sade, mis gibi sütlaç severim… Dışarıda yapılan sütlaçlar değil ama ev yapımı… basit sade sütlaç.

Rahmetli canım anneannemin yaptığı sütlacın tadı ise hiç bir yerde yoktur… Bir tek anneminki yakın gelir, ama o bile yine de anneanneminki gibi değildir.. Ya da çok büyük bir ihtimalle benim ona olan özlemim böyle hissettiriyor… Biz küçükken her hafta Cumartesi günleri anneannemde toplanırdı tüm aile… annemler, yani dört kızkardeşin her biri, bir çeşit yapıp getirirdi anneanneme… Anneannemden ise sadece sütlaç isterdik hepimiz… Kocaman tenerede kaynayan sütlacı dün gibi hatırlarım… Resim o kadar netki hayalimde… Eksiksiz bir araya geldiğimizde annennem dahil tam 15 kişi oluyorduk. Herkese bir kase sütlaç mutlaka düşerdi de geriye kalan 4-5 kase sütlacın kimin tarafından yeneceği pazarlık konusu olurdu biz kuzenler arasında… Analar hep fedakar tabii… hep “siz yiyin yavrum” derlerdi…

Benim sütlaç sevgim böyle başladı sanmayın. Daha çok çok küçükken, her gün annemden sütlaç istediğim zamanları, dolaptaki sütlaç sayısı azalınca alarma geçip anneme yeniden yapabilir mi acaba diye sorduğumu çok net hatırlıyorum. Bizim evde hep bir kap sütlaç olurdu… Abim muhallebi severdi, ben ise sütlaç… Anacığım aynı anda hem sütlaç hem muhallebi koyardı ocağa…

Ben bu kadar sütlaç delisiydim tamam ama sorun bakalım “hiç kendin için sütlaç yaptın mı peki?” diye! Hayatımda ilk yaptığım sütlaç 35 yaşındayken Doruk oğlum için oldu!!! O zamana kadar bir kere bile kendim için sütlaç yapmayı denemedim bile… Evlendikten sonra bile ne zaman Ankara’ya gitsem annemden sütlaç isterdim de eve dönünce hadi bir de ben yapayım demek aklıma gelmezdi.

Büyük oğluma hamileyken annem doğum için yanımıza gelmişti. O zaman New York’ta yaşıyorduk. Tabii ben annemi görünce sütlaç damarım tuttu yine… Bir de hamileyim ya, daha bir hak görerek kase kase bitiriyordum sütlaçları… Hatta doğum sancılarım artık 5 dakikada bire indiğinde hastaneye gitmek için evden çıkmak üzereyken annemin endişeyle “Kızım açsın, dün gece yemek de yememiştin…” demesiyle birden aklına dolaptaki sütlaç gelip, o sancılar içinde bile bir kase sütlacı mideye inderebilecek kadar fanatik bir düşkünlük benimkisi!!! Acıdan gözümden yaşlar geldiğini ama hala sütlacı da yemeye devam ettiğimi hatırlıyorum… Yüzümde o ağlayan ifade, elimde sütlaç yerken fotoğrafım bile var! Koca kişisi bu anı kaçırmamış. Fanatikliğim de belgeli yani… Hatta büyük oğlum doğduğunda sürekli anneme “Anneee bu çok güzel bir şey, sütlaç gibi kokuyor anneee” dediğimi biliyorum… Çocuğunu bile “sütlaç gibi kokuyor” diye seven bir manyak anne!

Sanırım sütlaç sevgimin boyutları net olarak anlaşıldı değil mi 🙂 Şimdi bunu neden bu kadar anlattığıma geliyorum. Çünkü şimdi de benim sütlaç delisi bir oğlum var! Acaba ona doğuma giderken o yediğim bir kase sütlaçtan dolayı mı bu çocuk böyle diye düşünmüyor değilim!

Bizim evde her iki günde bir sütlaç yapılıyor. Buzdolabımızı ne zaman açsanız sütlaç bulabilirsiniz. Tabii benim için ne kadar zor bir durum düşünün… Annem bize yaptığı sütlaçları hiç yemezdi… Yemeyi bırak eminim elini sürmek aklına bile gelmezdi! Ama ben!!!! Normal sıradan bir gün, yemek yaparken buzdolabından bir şey almak için dolabı açıp da o mis gibi sütlaçları orada görünce önce bir yutkunuyorum, sonra elim uzanacak gibi olurken bir ses şöyle diyor : “yok yok yeme sakin, zaten iki tane kalmış. Bu çocuk okuldan gelince minimum iki tane yiyor. Şimdi bir tane kalmış görürse der ki anne öbürü nerede….” Yavaşca dolabın kapağını kapatıyorum ama biliyorum ki onlar orada… İşte o andan sonra beynimdeki konuşmalar şöyle devam ediyor: ‘Evde süt var, pirinç var, şeker var…. Yani yesem de yenisini yapabilirim aslında di mi… hem zaten zor bir şey de değil yapmak… çok vaktimi de almaz… Nasıl olsa yarın yine yapmayacak mıyım… Yok yok şimdi bir de sütlaç çıkarma bunca işin arasına…. yeme sakın… ay sen ne biçim annesin yahu! Senin annen sana hiç böyle mi yapardı!… annem ne olsa ben yemem kızım siz yiyin derdi, sen de çocuğunun yiyeceğine göz dikiyorsun! Ama canım yenisini yapacağım… Oğlum okuldan gelince yine bulacak sütlaç dolapta! Bu göz dikmek sayılmaz! Olsa olsa bayat olanın yerine yenisini koymak ve eskiler de ziyan olmasın diye fedakarlık(!) yapmak olabilir mesela!”  yani işi fedakarlık yapmak boyutuna kadar getirebildiğim bir gerçek! Kimi zaman bu fedarlık hikayesi ile dolaba saldırıp silip süpürüp kimi zaman da “yok sen annesin aaaa!” diye kendime gelip elimi bile süremediğim zamanlar oluyor… Ama bana yazık değil mi!

Doruk Paşa bugün okuldan eve geldiğinde yine mis gibi içerisine limon kabuğu rendelenmiş sütlaçları onu bekliyordu. Bir gece önceden sipariş vermiş ve sonuna da eklemişti; “Anne, anneciğim ben evde hep sütlaç olsun istiyorum. Yani biterse ben hiç sana söylemesem bile, senden istemesem bile bitince sen hemen yenisini yapabilir misin? Sanki hiç bitmeyen bir yiyecek gibi olsun sütlaç… Ne zaman dolabı açsam orada olsun!” Böyle yüzümde bir gülümsemeyle dinledim oğlumu. Hani şöyle ağzını doldura doldura ” Alalalaalaaaa kime çekti bu çocuk bilmem ki!” bile diyememek de komik oluyormuş bazen…