Etiketler

, , ,

Çocuğundan ayrı tatil yapabilen biri olamadım ben… Hani çocukları 2-3 günlüğüne anneannemize/babaannemize bırakıp gittiğimiz bile olmadı. Hoş, şu anda Türkiye’de olmadığımız için zaten böyle bir şansımız da yok. Ama vaktiyle deneseydik belki de çok sevip “işte şimdi tatil yapıyoruz!” diyecektik muhtemelen. Diğer taraftan çocuk sahibi olmadan önce bile söz konusu tatil olduğu için, yani keyfi bir konu olduğu için, tatili çocuklardan uzak geçirme fikrine pek sıcak baktığım da söylenemez… Ördek ailesi gibi yaşamayı seviyorum belki de… Ama konu çocuk olunca HİİİÇÇÇÇ mi HİİİÇÇÇÇ büyük konuşmam ben. Şu an böyle düşünsem de iki gün sonra ne olur bilmem… Bir gün burada uzun uzadıya çocuksuz tatilin keyfini de yazıyor olabilirim… Sadece şu an için özetle ayrı gayrı sevmiyorum diyelim..

Bu anlamda 2014 yılında çocukla seyahat etme konusunda hızlandırılmış bir master yapıp “annelik kariyerimde” çok önemli bir kazanım elde ettiğimi söyleyebilirim. Yaşarken farkında olmasan da sonradan bakınca pek çok konuda bayağı pratikleştiğini görüp şaşırıyorsun. Zaten hep diyorum çocuk denilen minik ister istemez insanı daha becerikli, daha organize, daha planlı ve programlı bir insan olmaya zorluyor. Çünkü bu minikler rutin seviyor. Aksi halde hayatı sana dar ediyorlar:)

Geçen sene yaptığımız seyahatlere bakınca; arabayla Indianapolis’ten 1.562 km. uzaklıkta olan gidiş dönüş toplam 10 günlük Orlando yolculuğumuz, biri 4,5 diğeri 8 aylık iki çocukla tek başıma 11 saatlik Amerika-Türkiye uçak yolculuğu (+3 saat daha eklemek gerekiyor çünkü direkt uçuş olması için yine aynı gün Chicago’ ya arabayla 3 saat gittik), arabayla 1.145km. lik New York yolculuğu ve daha bir hafta önce döndüğümüz Amerika’nın en güneyine Key West’e kadar arabayla gittiğimiz (2.177km.) 15 günlük seyahate kadar bir çok yolculuk var. Hepsinden bir şeyler öğrendim.

Hani havada ve karada çocuk milleti ile seyahat konusundaki bu donanımım bana “annelik kariyerimde” yeni kapılar açar diye sevineceğim ama açacağı tek kapı çamaşır makinesinin kapağı olabilir ki her yolculuk sonrasında bitmeyen çamaşırlar da ayrı bir yazı konusu olabilir benim için…

Çocuklu seyahatte bana en zor gelen kısım her zaman için yemek konusu olmuştur. Bu sebeple araba ile yaptığımız yolculuklarda yanımızda mutlaka buzluk taşıyoruz. Hatta seyahatten önceki gün bulgur pilavı, köfte, mercimek ya da şehriye çorbası, peynirli/kıymalı börek gibi bir kaç yemek yapıp yanımıza alıyorum. Dışarıda (özellikle de Amerika’da) çocuklara uygun sağlıklı yiyecek bir şey bulma konusunda çok zorlandığımdan bunlar bir kaç gün idare ediyor. Bunun dışında yanımıza yoğurt, peynir, yumurta, ekmek, meyve gibi bir kaç temel yiyeceği de mutlaka alıyoruz. Ayrıca zor durumlar için yanıma hep bir paket de makarna alıyorum. Çünkü kaldığımız otel zincirinin mutfaklı odalarını tercih ediyoruz. Bazen gideceğimiz yere vardığımızda saat akşam 9-10 olmuş oluyor. Çocuklar yol boyunca uyumuş oluyorlar ve otele vardığımızda ikisi de aç kurt gibi uyanıyorlar. O saatten sonra da dışarı çıkmaktansa otel odasında onlara makarna yaptığım ya da güzel bir kahvaltı hazırladığım zamanlar oluyor.

Bunun yanı sıra kısa kısa seyahat notlarıma gelirsek:

– Çocuklarla seyahat ederken her zaman çocuklar için bir ya da iki set yedek giysi yanımızda taşırız da hiçbir zaman kendimizi düşünmeyiz değil mi?! Oysa kusan çocuk olay anında %99.9 ya anne kişisinin kucağındadır ve olduğu gibi annesinin üzerine kusar ya da anne kişisi olaya müdahale ederken hafif de olsa mutlaka o kusmuk/yemek her neyse bir şekilde anneye bulaşır. Bakınız şekil 1A! Türkiye’ye uçak yolculuğumuzda o zaman 8 ayılık olan minik oğlum tam da havalananından içeriye girdiğimiz anda olduğu gibi üzerime kusmuştu! Tabii onun da giysileri, üzeri battı ama anında sırt çantasından yedek kıyafetler çıkarıp onu mis gibi yaptım da kendim öyle ıslak mendille silinmiş kusmuk kokulu kıyafetlerle 11 saatlik uçak yolculuğuma adım atmıştım. Yani neymiş; o sırt çantasında bir yedek pantolon ve üstüne bir şey de anne kişisi kendisi için taşınmalıymış!

– Tamam yanımızda buzluk taşıyoruz da bir de arabada ya da uçakta hemen el altında olacak atıştırmalıklara da ihtiyaç oluyor. Uzun süren seyahatlerde çocukların acıkıp huysuzlanması çok da beklenen bir durum olduğu için anne kişisinin el çantasında mutlaka acil durumlar için bir şeyler vardır. Yalnız buradaki kritik nokta yolculuk sırasında karışık yiyen çocuğun yediklerini kusmasının an meselesi olmasıdır. Bu sebeple yanıma aldığım şeylerin sağlıklı minik atıştırmalıklar olmasına dikkat ediyorum. Fikir vermesi için size bu atıştırmalıkları sıralayayım:

  • Amerika’da bulduğum bazı pratik atıştırmalıklar bu konuda işimi oldukça kolaylaştırdı. Minik organik havuçlar buldum mesela. Havuçların boyutu da küçük parmağım kadar. Abi kardeş bayılıyorlar bu havuçlara.
  • Onun dışında mozzarella peyniri minik minik kesip kilitli küçük cam bir kaba koyup yanıma alıyorum. Bazen yanımda hem ağırlık yapmamak için hem de çocukların eline rahatça verebilmek için kilitli poşetlere de koyduğum oluyor. Özellikle küçük oğlum araba koltuğunda otururken bir eliyle poşeti tutup diğer eliyle peynirleri ağzına atmaya bayılıyor. Elinden poşeti almaya kalkarsanız kıyamet kopuyor.
  • Yine salatalıkları (Kış mevsiminde olsak da organik minik salatalıklar bulabiliyorum burada) yıkayıp kilitli bir poşete koyup yanıma alıyorum. Çocuklar meyve yer gibi yiyorlar salatalığı.
  • Özellikle büyük oğlum günde mutlaka 2 adet elma yediği için. Seyahate çıkarken elmasız çıkmayız biz. En ideali elmaları yıkayıp tek tek şeffaf streç ile paketlemek. Mevsime göre tüm meyveler ideal bir seçenek olabilir. Ayrıca vitamin ve mineral deposu olan, içerisinde bol miktarda C vitamini, manganez, B1, B6, bakır, magnezyum ve lif bulunduran ananası da unutmayın.
  • İki dilim ekmeğin arasına krem peynir ya da tereyağ sürüp üzerine de rendelenmiş kaşar peyniri koyuyorum. Kaşar peynirini dilimleyip koyarsam çok kalın oluyor ve çocuklar rahat tutup yiyemiyor. Bu sebeple rendelenmiş olarak koyuyorum. Ekmeği ortadan ikiye kesip kilitli poşetlerde yanımda taşıyorum. Hem tok tutuyor hem de kusma vs ye karşı midelerini bastıran bir yiyecek oluyor.

– Seyahat ederken aynı anda farklı mevsimlerin yaşandığı yerlere gidecekseniz size en büyük tavsiyem yazlık ve kışlık diye iki ayrı çanta hazırlamanız olur. Bir hafta önce kış mevsimi ile başlayan yolculuğumuz güneye doğru indikçe yaz mevsimine dönüp de aynı bavulda hem kazak hem mayo taşıyınca bu kanıya vardım. Zira eve dönüş yolunda kuzeye doğru gittikçe sonbaharı ve sonra yine kara kışı yaşayınca her konakladığımız yerde bavulda giysi ararken elime gelen mayolar oldukça hüzünlüydü benim için:) Oysa yazlık kışlık diye iki ayrı çanta hazırlamış olsaydım diğer bavulu arabada bırakıp her konakladığımız yerde otele taşımaktan da kurtulurduk.

– Özellikle uçak yolculuklarında diğer yolculara da rahatsızlık vermemek için çocukları oyalayacak bir şeyler bulmak hiç de kolay değil. Kendi arabanla seyahat ederken olduğu gibi rahat değilsin. İşte geçen sene Türkiye’ye gelirken oyalansın, yolculara rahatsızlık vermeyelim diye uçakta oğlumun eline iPad verme gafletinde bulunduğumdan beri bu konuda oldukça temkinliyim. Tek başıma olduğum için biraz da zorunlu olarak almıştım yanıma iPad’i ama araba yolculuklarımızda kesinlikle iPad, iPhone söz konusu bile olmadı. Zaten o da hiç istemedi. Onun yerine otele ne kadar kaldığını haritadan gösterip mesafeleri anlamasını sağladım. Ya da “Ne zaman geleceğiz?” sorusuna “hadi bize yardım et. Üzerinde 92 yazan levha görürsen söyle o levhanın olduğu çıkıştan başka yola girmemiz gerekiyor.” gibi görevler vererek onu meşgul etmeye çalıştım. Zaman kavramını anlaması için o ne zaman “Otele gitmemize kaç dakika kaldı anne?” diye sorsa “Bir saat yani 60 dakika oluyor. Yani bak kolumdaki saatin uzun çubuğu taa buraya gelince vs. vs. ” diye anlatmaya çalıştım. Yolculuk bitince biz de bitiyorduk tabii… Ama yine de seyahatlerde bizi en çok rahatlatan oyuncak Lego oldu! Doruk tam bir Lego tutkunu. Kendisi bir şeyler yapıp sonra da onunla oynamaya bayılıyor. En az 1 saat böyle oyalanabiliyor. Bu sebeple Legosuz bir seyahat düşünemiyorum.

– Oyuncaklar, yiyecekler, sabır! ve her şey bitip tükendiğinde ise bizim evin sevilen kahramanı “Kurbak” giriyor devreye:) Kurbak benim evde bir kriz anında elime havluyu takarak, sesimi değiştirip doğaçlama konuşturduğum bir kukla. Kurbak adını Doruk taktı. Sevgili Kurbak konuşmaya başlayınca ikisi de çok gülüyor. 16 aylık Doran bile cidden kahkaha atarak gülüyor Kurbak’a. Ne anlıyor acaba, ne zannediyor… Merak konusu…

Çocuklarla yolculuk yapmanın en güzel yanı ise onlara kitaplardan gösterdiklerini yaşayarak öğrenmelerini sağlamak. Mesela Florida’ya gittiğimizde bir safari turuna katıldık. Daha 16 aylık minik oğlum için bataklığın içinden tekne gibi bir botla biraz abartılı bir deneyim olsa da büyük oğlum için timsahları, kocaman su yılanlarını, su kaplumbağalarını bir el mesafesi uzaktan görmek tarifsiz bir tecrübe oldu sanırım.

Onların mutluluğunu görmekse tüm yorgunluğunu alıyor. Eeee çocuklu hayatta her şey çocuklar için değil mi zaten… 15 gün arabayla her gün başka şehirde kalarak taaa Miami’ye kadar gidip hayvanat bahçesine mi giderdik biz yoksa…