Suçluluk duygusu…

Daha hamileyken herkes bebek sahibi olunca onu ne kadar çok seveceğinden, kalbinin başka türlü atacağından ve bu gibi hislerden detaylıca bahsetmişti de kimse bana onunla oyun oynarken banyo yapmak için yanından kalktığında bile duyabileceğin o suçluluk hissinden bahsetmemişti! Ya da evi toplayıp çocuğunla ilgilenemediğin için kendini çok kötü hissedeceğinden, ya da iş çıkışı arkadaşlarınla geçirdiğin 2-3 saatlik bir zaman diliminden sonra eve dönüp de onları uyurken bulunca onları o gün hiç öpüp sevemediğin, vakit geçiremediğin ve yarın tekrar aynı şekilde sabahın kör karanlığında kalkıp onlardan ayrılacağın için çekeceğin vicdan azabından bahsetmemişti kimse…

Benim için anneliğin en çözemediğim, en karmaşık, ve hatta sevmediğim tek yanı bu duygu oldu hep… Bu duyguyla öyle de hızlı tanışıyor ki insan… Bebeğinizi kucağınıza verdikleri an bu suçluluk duygusu yapışıyor hemen anne kişisinin üstüne…

Daha yeni doğum yapmışsın mesela Sütün mü yetmedi, hopppp o “suçluluk hissi”; “Ben çocuğumu besleyemiyorum bileler!” Sütün yetti ama bebeğin gazı mı var, hoppp o bildik “suçluluk hissi”; “Yemeyecektim o karnıbaharı bak çocuğa gaz yaptı gördün mü!” demeler…. Öyle de hızlı suçluyor ki insan kendini konu annelik olunca…. Ne biçim bir duyguysa bu ne yaparsan yap her yerden bir aralık bulup kalbinin tam ortasına kurulmak için fırsat kolluyor sanki… Sanki hep daha iyisi var onun için gibi ve sen biraz daha iyi olabilseydin yapabilirdin belki ama işte yapamamışsın gibi bir şey… Yapamaman senin hatan gibi bir şey… Sanki yeterince uğraşmamışsın da böyle olmuş gibi bir şey… Kaş yapayım derken göz çıkarmak gibi bir duygu bu… Hep iyisi olsun istiyorsun ama olmuyor sanki gibi…

Çocuğun büyüdükçe duyduğun “suçluluk hisleri” de çeşitleniyormuş meğer… Meğer banyo yapmak için onun yanından ayrıldığın o 15 dakika için duyduğun suçluluk hissinin yerini geri dönüp dönüp “işte o zaman şöyle yapsaymışım keşke” diye sürekli sorgulayabileceğin durumlar alabiliyormuş… Çünkü anne baba dediğin şey belli bir yaşa kadar sürekli çocuğu adına kararlar veren bir ikiliymiş…

Sen işteyken ona kimin bakacağına sen karar veriyorsun, gideceği okula karar sen karar veriyorsun,  bademcik& geniz eti ameliyatı olsun mu olmasın mı senin kararın…. Tamam doktor diyor tabii ki de ama sen “he” demesen kim ne yapacak ki… Büyük küçük bir sürü kararı sen veriyorsun bir başkasının hayatı hakkında… O bir başkası da bu dünyada en sevdiğin varlık olunca gel de suçluluk hissi hissetme!

Ama yine de şunu diyebilirim ki en kötü karar karar verememek ortada kalmak. Çaresiz hissediyor insan….

Bu suçluluk hissi beni çok yoruyor. Çocuklarımız için aldığımız her karar onların yüzünü güldürsün. Anne olarak üzerimdeki yükü alıp götürebilecek tek şey onların gülümsemesi olabilir ancak…