Etiketler

,

Bundan bir kaç hafta önceydi… Nilüfer Devecigil’in “Işığın Yolu” kitabını yeni bitirmiş, kitapta sözü geçen bağlanma çeşitleriyle ilgili youtube’tan bulduğum videoları izleyerek konuyu daha da bir anlamaya çalışıyordum. Sonra geçtiğimiz hafta Instragram’da AnneSIRLARI Gülderen Murteza’nın sayfasında HT Hayat tarafından düzenlenen Nilüfer Devecigil’in seminerine Annesirlari’nın davetlisi olarak katılmak için olan post’u gördüm.  Hafta içi 8 -5 arası çalışan biri olarak seminerin hafta içi sabah 11:30’da başladığını görmek biraz moralimi bozsa da “aman nasıl olsa bana çıkmaz” düşüncesiyle çekilişe katıldım ve BİNGOO! Bana çıktı!!!! Acayip mutlu oldum tabii ve iş yerinden yıllık iznimi kullanarak bu seminere katıldım. Seminer 11 Mayıs Perşembe günüydü ama iş güç derken seminer notlarımı derlemek 1 haftamı aldı…

Nilüfer Devecigil’i HT Hayat’taki Doğal Ebeveynlik yazılarından takip ediyordum ama ilk defa bir seminerine katılma şansını yakaladım. Seminerden önce kitabını okumuş olmak, seminerde konuşulan pek çok şeyi kafamda daha da anlaşılır kıldı.

“Işığın Yolu” kitabı bir bağlanma hikayesi… Kitaptaki ana karakter Ayşenur kendisinin karakteri olduğunu sandığı, değişmez olarak düşündüğü özelliklerin aslında onun annesiyle bağlanma şeklinden kaynaklı olduğunu eşi Michael ile ilişkileri sırasında anlıyor. Kızları Işık’ın doğumuyla birlikte ise başka bir yolculuk başlıyor onun için… Kızıyla olan ilişkisinde geçmişten anlam çıkararak kendisini çözmeye çalışırken kendi annesiyle bağlanma şekli ona bu yolculukta ışık oluyor… Geriye dönüp annesini yargılamadan, ilişkilerini olduğu gibi kabullenerek görmeye başladığı anda geçmişin yaralarını da sarmaya başlıyor aslında… Bu farkındalık ona annesiyle, kızıyla, eşiyle ilişkisini yine ilişki içinde kalarak iyileştirmeyi öğretiyor…

Bebeklikteki Davranış Stratejim-> Yetişkin İlişki Stratejim

  • Notlarımı seminerin birebir özetinden ziyade seminerden bana kalanlar şeklinde paylaşmak istiyorum. Bu sebeple de aktarmaya tersten başlayacağım. Çünkü Nilüfer Devecigil’in de dediği gibi “geçmişten anlam çıkarttıkça bugünü değiştirebiliyorum”.  Her şeyin çıkış noktası bizim kendi ebeveynlerimizle olan ilişkimizde yatıyor. Yani çocuğumuzla bizim nasıl bağlandığımızı anlamak için aslında ilk önce bizim kendi anne-babamızla nasıl bağlandığımızı anlamamız gerekiyor…
  • Buradan hareketle çocuğun davranışları aslında buzdağının görünen yüzü ve biz çocukları bu görünen yüze bakarak yargılıyoruz. Davranış görünen kısım, görünmeyen ve davranışı değiştirmek için asıl uğraşmamız gereken kısım ise bağlantılarımız… Bu bağlantıların yapı taşı teorik anlatımıyla hücre arasında iletişimi sağlayan kimyasallar yani nörotransmitterler. Sinir sistemindeki sinyaller bu kimyasal taşıyıcılar yardımıyla iletiliyor.
  • Bu kimyasallar taa hamilelik döneminde çocuğun gelişimi için söz sahibi olmaya başlıyor… Eğer anne hamilelik sürecinde stresli bir dönem geçirdiyse, mesela bir yakınını kaybettiyse bebeğin kortizol seviyesi yüksek oluyor ve bu beyinde olumsuz etki yapıyor. Oyun terapisinin duayeni Byron Norton sezaryenin doğumun da bir travma olabileceğini söylüyor. Annenin sezaryene girerken neler hissettiği, nasıl bir stres yaşadığı önemli… Anne karnında yaşanan stres, doğumda yaşanan sorunlar ve bazen mecbur kalınan tıbbi müdahaleler, prematüre doğan çocuklardaki hastane dönemi sinir sistemi üzerine olumsuz etki edip bebeğin strese dair nörotransmitterlerini yukarı çekebiliyor.
  • Bu noktada Nilüfer Devecigil serotonin azlığı ve çokluğunun %80 oranında ebeveyn- çocuk ilişkisine bağlı olduğundan bahsetti. Serotonin insanda mutluluk, canlılık ve zindelik hissi veren bir nörotransmitter. Eksikliğinde depresif, yorgun, sıkılgan bir ruh hali görülüyor. Çocuğun kortizol seviyesi yüksekse çocuk düştüğü zaman acıyı hissetmez. Ve kortizol seviyesi yüksek olan çocukta davranış sorunu yaşarız. Çocuğun kortizol seviyesini makul seviyede tutmak onun kendini güvende hissetmesini ve beynin sağlıklı çalışması için önemli.
  • İhlal edilen çocuğa verilen mesaj “seni sevmiyorum”, ihmal edilen çocuğa verilen mesajsa “sen yoksun”. İhmalin yarattığı travmanın etkisi çok büyük!  Nilüfer Hanım “ihlal” ve “ihmal” kavramlarını kitabında şöyle açıklamış; “Çocuğa fiziksel ya da psikolojik olarak kötü davranılması, istismar edilmesi ihlaldir. İhmal ise çocuğa bakmakla yükümlü kimsenin, çocuğun gelişimi için gerekli duygusal ihtiyaçları karşılamaması ya da bu ihtiyaçları dikkate almamasıdır.”
  • Sanırım konuşulanlar hepimizin yüzünde endişe ve kaygı yarattı ki Nilüfer Hanım “İyi haber var!” deyip buraya kadar konuşulanların bir kader olmadığından bahsetti. Hiç kimse kaderinin, genlerinin ya da geçmişte yaşanılanların kurbanı değil! Hepimiz ilişki içerisinde “evet”lerin verilmesi ile öz değerde değişim sağlayabiliriz. İlişkinin içerisinde göz teması, dokunma, ses tonu, şefkat gibi kanallarla verilen “seninle olmaktan mutluyum” mesajı seratonini arttırılarak iyileşmeyi sağlar. Aynı şekilde beyinde salgılanan ve sakinleştirici serotonin gibi “mutluluk hormonu” olarak anılan dopamin sinir hücreleri arasında iletişimi sağlıyor ve beyin fonksiyonu direkt olarak etkiliyor. Dopamin seviyesi düştüğünde zihinsel fonksiyonlarda sorunlar oluşuyor. Mesela dopamin azlığında titreme, Parkinson hastalığı baş gösterirken fazlası şizofreni, hiperaktiviteye neden olabiliyor. Bu anlamda benim çocuğuma verdiğim ilgi, şefkat, dokunma, ilişki şeklim çocuğun beyin yapısını direkt olarak değiştiriyor…

Bağlanma Döngüsü

Bağlanma süreci bir döngü. Bu döngü ilk etapta bir ihtiyaç ile başlıyor (acıkma, üşüme, sıkılma, korkma vs.). Bebek bu ihtiyacı dışa vurmak için ses çıkarıyor (ağlama, huysuzlanma vs.). Bebeğin ihtiyacı karşılanırsa rahatlama sağlanıyor. İlk iki yıl boyunca yüz binlerce kez bebeğimizi kucağımıza alıp regüle ediyoruz, dokunuyoruz, severek, rahatlatıyoruz…. Bu döngü çok uzun bir zaman… Bu döngü sağlıklı olduğunda bebekte güvenli bağlanma sağlanıyor.

Bebek ihtiyacını ses ile dile getiriyor. İhtiyaç karşılanmazsa bebekte sempatikler devreye giriyor. Sempatik aktive olduğunda kalp atışı artıyor ve sistem yavaşlamaya başlıyor. Tersine regüle etmek yani rahatlatmak için parasempatik devreye giriyor. Çünkü bebeğin öz-regülasyon sistemi henüz yok. İhtiyaçlar karşılanmadığında bebeğe giden mesaj “sesimin ebeveyn için anlamı yok. Hayatta kalma mekanizmam= Agresyon ve manipülasyon”

İhtiyaçlar Karşılanmadığında Ne Oluyor?

İhtiyaçlar karşılanmadığında;

  • 2-3 yaş arasında davranış regülasyon sorunları
  • 4-6 yaş arasında dikkat/hiperaktivite sorunları
  • 8-10 yaş arasında depresyon, anksiyete
  • 12 yaş üzerinde bipolar bozukluk denilen maniden depresyona kadar uzanan ruh halindeki aşırı değişiklikler ortaya çıkabiliyor…

İhtiyaçları Nasıl Karşılayacağız?

Çocuğun ihtiyaçlarını karşılamak için öncelikle çocukla ilişki içerisinde kalarak “ne yemiyor, hangi aktivitelere reaksiyon gösteriyor, öpünce siliyor, kendini arkaya atıyor, korkuyorum diyor, sarılınca geri çekiyor” gibi duygu ve hareketlerini gözlemleyeceğiz. Çocuğumuzla ilişkide kalarak gerçek anlamda çocuğumuzla sadece o anı yaşayarak (mindfulness), sesimizin tonu, şefkat , dokunma ve sevgi ile kalmamız gerekiyor. İlişkide iyileşme en iyisi. İlişki bir alış-veriş durumu. Çocukla olan ilişkide özellikle ilk yıllar hep veriyoruz. Nilüfer Hanım seminer sırasında bir kaç kez “bir çocuk yetiştirmek için bir köy gerekir.” sözünü tekrar etti. Bu anlamda çocuğun ihtiyaçlarının sadece ebeveynler tarafından değil, onun etrafındaki aile büyükleri, bakıcı gibi diğer ilişkide olduğu kişiler tarafından sağlanması da önemli…

  1. Yılın işi -> Güven
  2. Yılın işi -> Sen benimsin, ben seninim.
  3. Yılın işi -> Gözlerinde şefkati görmek istiyorum.
  4. Yılın işi-> Aynı mıyız? Annem gibi, babam gibi olmak istiyorum.
  5. Yılın işi-> Aynı mıyız? Sana kalbimi verdim.
  6. Yılın işi-> Sırlarımı da sana veriyorum.

Çocukla ebeveyn arasındaki güvenli bağlanmanın temelinde bebeğin/çocuğun ihtiyacını şefkat ve sevgi ile karşılanmak yatıyor. Hani derler ya “ağlar ağlar susar” diye aslında “ağlar ağlar sinyal vermeyi bırakır, alışmaz”. Çocuğun sinyal vermeyi bırakması ilişkilerdeki kopukluğa giden yol demek oluyor…

  • İlk yılın işi GÜVEN duygusunu sağlamak. Güven + Emniyet = ÖZ GÜVEN
  • Çocuk güvenmeden kontrolü bırakmıyor, ve kendisinin değerli olduğunu fark ettikçe öz güven oluşuyor.
  • Bebekliğin ilk yıllarında regülasyon sistemi sadece anne babadan öğreniliyor. Bu yüzden de ilk yıllarda bebek her ağladığında onu kucağa alıp rahatlatmak oldukça önemli. Bebeklerin ilk 10-11 ay öz-regülasyon kapasiteleri yok, ebeveynden ödünç alıyorlar. Dokunuşlar beynin kimyasına destek oluyor.
  • İlk yıl bebeğimize güven duygusunu verebilmek için bebeğimizin sinyallerini iyi okuyabilmek gerekiyor. Aslında bu her yaş döneminde böyle… Aynı bir dedektif gibi çocuğumuzu gözlemlemeye başladığımızda onun sinyallerini daha iyi okumaya başlıyoruz.

Bebek Bağlanması ve Bağlanma Stilleri…

Bowlby’nin “Duygusal Bağlanma Kuramı”nı anlayabilmemiz için Nilüfer Hanım bize konuyla ilgili yapılan deney videolarını izletti ve sonra üzerine konuştuk.  Videolarda temelde olan olay şuydu;  11-17 aylık bir çocuk 15-20 dakika boyunca oyun odasında annesiyle (ya da ona bakımını veren kişiyle) gözleniyordu. Bu süreçte önce anne ve çocuk odada yalnız bırakılıyordu. Çocuk odayı keşfederken anne ona katılmıyordu. Bazı videolarda önce anne odadan çıkıp çocuğun davranışlarının gözlemlendiği gibi bazı videolarda da çocuk anne ile odadayken yabancı biri odaya giriyor, anneyle selamlaşıyor ve çocuğa yaklaşıyordu.

Temeldeki konu ilk ayrılık sonrası çocuğun anne ile yeniden birleşme anındaki  hal ve tavırları… Odada yaşanan durumlara (yabancının varlığı, annenin yokluğu..vb.) çocuğun verdiği tepkilere istinaden çocuğun bağlanma şekli ortaya çıkıyor. Buna göre;

  1. Güvenli Bağlanma:

Çocuğun kendini emniyette hissettiği kişi (annesi, bakıcısı) odadan çıkınca çocuk ağlar. Ağlaması sağlıklı ve normal… Annesi odadayken oyuncaklarla oynayan çocuk annesi odadan çıkınca oyuncaklarıyla oynamayı bırakır. Çünkü kendini güvende hissetmemekte. Çok kısa bir süre sonra anne odaya döner. Kavuşma anında çocuğun hareketleri önemli.  Anneden yere çizilen işaretli noktaya kadar yürümesi ve beklemesi istenir. Anne odaya girer ve işaretli yere kadar yürür, orada bekler. Çocuk anneyi görünce kollarına açarak (kollarını açarak gelmesi önemli) ona yürür ve annenin kucağına gider. Annesinin kucağında rahatlar, sakinleşir. Bir süre sonra yine oyununa devam edebilir. Bu şekilde bağlanmış çocuğun mesajları; “ İnsanlar güvenilir. Yetişkinler ihtiyaçlarımı karşılar.” Şeklindedir. Sağlıklı bilişsel, sosyal ve davranışsal gelişim içerisindedirler.

Bebeklikte güvenli bağlanmış kişilerin yetişkin dönemlerinde ilişkilerine taşıyacağı 4 temel özellik ise;

  • Şefkat ve ilgi (bakım) vermeyi bilmek
  • Şefkat ve ilgi (bakım) almayı bilmek
  • Hem yalnız hem birlikte olabilmek. Yalnız olduğunda ve ilişki halindeyken de hayattan keyif alabilmeyi bilmek.
  • İhtiyaçlarını müzakere edebilmek

Güvenli bağlanma biçimine sahip bireyler mutlu ve öz güven sahibi olma eğilimindeler, olumlu benlik algısına sahipler. Başkalarına rahatlıkla güvenebilir, yakınlık kurabilir ve özerk olabilirler. Bu kişiler iyimserler. Bakım veren kişilerce ihtiyaçları zamanında karşılanmış ve ilgi ve şefkat görmüş oldukları için yetişkinlikte de terk edilme korkusu ve kıskançlık tepkileri düşüktür.

2. Kaçınmalı Bağlanma:

Çocuk yine kendini emniyette hissettiği kişiyle odadadır. Oyuncaklarla oynar. Anne odadan çıkınca çocuk ağlamaz, oyuncaklarla oynamaya devam eder. Dışarıdan bakıldığında çocuk gayet iyi görünmektedir. Toplumda böyle çocuklar gördüğümüzde “ne kadar bağımsız, öz güvenli” çocuk diye düşünürüz. Ama aslında bu gerçek bir bağımsızlık değil. Çocuk ihtiyaçları karşılanmadığı için sinyal vermeyi bırakmıştır. Bu deney sonrasında kaçınmalı bağlanmalı çocukların kortizol seviyelerinin çok yüksek olduğu tespit edilmiş.

Bu bağlanma stilinde olan kişiler yetişkin olduklarında ilişkilerinde güvenemiyorlar, duygularını ifade etmekten kaçıyorlar.  Duygusal olarak kapalılar. Çocukluğunun detaylarını, ilişkilerini hatırlamıyorlar. Fiziksel yakınlıktan haz etmiyorlar. Onlar için eşyalar insanlardan daha güvenli. Duygusal bağlanma gerektirmeyen her konuda çok başarılar. Ama derin duygusal bağlantı kuramıyorlar. Bakım veren kişilerce fiziksel ihtiyaçları karşılanmasına rağmen duygusal iletişimden yoksun davranışlara maruz kalmış çocuklar olduklarından “annenle ilişkin nasıldı?” sorusunda annesiyle duygusal ilişkiden bahsetmek yerine annesinin yaptıklarını anlatır.

Nilüfer Hanım bu noktada tekrar insanların kişilik özelliği, karakteri olarak bildiğimiz şeylerin aslında yaşamın ilk yıllarında oluşturduğumuz bağlanmalarımızla ilgili olduğunu ve bunlara müdahale ederek onların hayatımızda yarattığı olumsuz etkilerden kurtulmanın mümkün olduğunu belirtti.

3. Kaygılı Bağlanma:

Deney ortamına geri dönecek olursak. Çocuk yine kendisini emniyette hissettiği kişiyle odadadır. Oyuncaklarla oynar. Anne odadan çıkınca çocuk ağlar ama anne gelince de bir türlü rahatlayamaz. Annesinin yüzüne bakmadığı, kafasını diğer yöne çevirdiği olabilir. Bedel diliyle rahatlayamadığını görebiliriz. Kaygılı bağlanmada anne bebeğin ihtiyaçlarına her zaman aynı tutarlılıkta cevap veremediyse, anne bazen var, bazen yoksa çocuk anneden emin olamadığı için ondan uzaklaşamıyor. Çocuğun yanında fiziksel olarak bulunmak yetmiyor. “Ebeveyn bebeğini ‘onu ağlatmayacağım’ diyerek kucağına alır ama kafası kendi stresiyle dolu olduğu için o ana uyumlanamaması bu duruma örnek verilebilir.”

Böyle bağlanmış çocukların annelerinden genelde şunu duyarız;  “Tuvalete bile gidemiyorum.” Kaygılı bağlanma ilişkiyi bağımlı hale getiriyor. Burada Nilüfer Hanım kumar makinesi örneğini verdi. Aynı kumar makinelerinde kişinin ne zaman para çıkacağını bilmediğiniz için makinenin başından kalkamayıp bağımlı hale gelmesi gibi. Ebeveyne karşı kızgınlık/içerleme hissederler. Kontrolcüdür. Çocuğa ben buradayım mesajı verip ilk yılların güveni kazanılmalı.

4. Karmaşık Bağlanma:

Ebeveynin korkutucu, devamlı kaotik olduğu durumlarda ortaya çıkan bağlanma tarzı. Çocuğun rahatlama figürü aynı zamanda korkutucu. Bu sebeple çocuğun bağlanma sistemi ebeveyne git derken aynı zamanda bir yandan da korktuğu için ondan uzak dur diyor. Çocukla ilişkide içimiz dışımız paralel olmalı, çocuk karmaşa yaşamamalı. Bu iki sistemin çelişmesi çocukta boş gözlerle bakma, kendi kendine sallanma, anlaşılmayan düşmeler olabiliyor. Karmaşık Bağlanma yaşayan çocuk ileride ilişkileri güvenilmez hissedeceği gibi stres anınında bedenini hissetmeme, kopma halleri gibi zihin sağlığı sorunları yaşayabilir.

Çocuklarımızla Oynayabileceğimiz Bağlanma Oyunları

Öncelikle aşağıdaki oyunlardan “Yanak Şişirme”,“Tost Oyunu” ve “Uçak” oyunu kendi çocuklarımla bebekliklerinden itibaren sıklıkla oynadığım oyunlardı.  Ama bunun çocukla bağlanmayı güçlendiren self regülasyonu sağlayan oyunlar olduğunu bilmiyordum. Bilmeden çocuklarıma güzel bir şeyler yapmışım meğer…  Sıradan yaptığın bir şeyin bu işin ehli biri tarafından tavsiye edilmesinin garip mutluluğunu yaşadım o gün…

“Yanak Şişirme” ve “Uçak Oyununu” annem bizimle oynardı. Bu sebeple ben de çocuklarımla oynarım. “Tost Oyunu”nu ise tamamen kendi icadım bir oyun olduğunu düşünüyordum taa ki “Işığın Yolu” kitabını okuyana kadar… 🙂 Büyük oğlum 1 yaşını geçerken onu iki minik yastığın arasına koyar “Oh işte benim Doruk Burger’ım çok lezzetli” derdim o da çok güler, eğlenirdi. Küçük oğlum da bayılıyor bu oyunlara. Nilüfer Hanım’ın bahsettiği oyunları aşağıya sıralıyorum;

  • Check Etme Oyunu: Çocuk okuldan gelince “Dur bakayım hala gözlerin mavi mi?” deyip çocuğun gözlerine bakıp “Evet tam da sabah bıraktığım gibi, harika” deyip sonra burnuna dokunup “Burnun da yerinde mi bakayım?” “ Peki ya parmaklar?” gibi göz ve tensel temasla çocukla ilişki içerisinde olma oyunu.
  • Yanak Şişirme Oyunu: Ebeveyn yanaklarını şişiriyor, çocuk da yanaklara bastırıp patlatmaya çalışıyor.
  • Uçak Oyunu: Anne sırt üstü yere yatar, çocuk annenin ayaklarına göbeğini dayar, el ele tutarlar anne çocuğu havaya kaldırır.
  • Masaj Oyunu: Nilüfer Hanım bu oyunu dağa tırmanır gibi parmaklarınızla sırtına masaj yapabilirsiniz diye anlattı. Bu oyunun benzerini ben “Ormanda Yürüyen Çocuğun Hikayesi” diye uydurup yapıyordum. Oğlumun kolunun üzerinde parmaklarımla adım yapıp yürüyen bir çocuk gibi gezinip “Çocuğun biri bir gün ormanda dolaşıyormuş, sonra karşısına bir yılan çıkmış” deyip parmağımla kolunda yumuşak hareketlerle “S” harfi çizerim. Ben bu hareketleri yaparken o güler ve hikayedeki hayvanlar da sürekli değişir; o anki duruma göre tavşansa parmağımla kolunda zıplama, filse elimle koluna biraz ağırlık verme gibi masaj tarzı dokunuşlarla oynarız. Bu oyundan hala çok zevk alıp gülerler. Meğersem bu onların self regülasyonu için ne kadar önemliymiş..
  • Sakız çiğnemek: Benim çocuklara çok verdiğim bir şey değildi sakız ama kriz anları için iyi bir rahatlama aracı.
  • Balon Şişirmek: Nefesi uzun süreli olarak kullanma aktivitesi olduğu için yine çok rahatlatırmış.
  • Genelde babalarla oynanan boğuşma oyunları. Çak bir beşlik gibi el ele temasın olduğu oyunlar. Saçı yüzünden hafifçe çekmek, omza dokunmak gibi içsel hareketler de regülasyonu sağlıyor.

Seminer notlarımı Nilüfer Hanım’ın son slaytlarında yer alan cümleler ile bitirmek istiyorum;

İlişkilerde incinir, ilişkilerde iyileşiriz. Yaraların, ışığın içeri sızdığı yerdir.