Etiketler

, , ,

Geçen sene Dijital Topuklar’a gidememiştim. Çünkü Amerika sonrası iş hayatına yeniden başlamış biri olarak henüz keyfi olarak kullanabileceğim yıllık izinlerim yoktu… Ama bu sene… Tabii ki kaçmazdı! Yıllık izin dediğin neydi ki… İllaki de tatil için kullanılmak zorunda değildi ya, ve ben de 1 Kasım için Biletix’de biletler satışa çıktığı gibi hemen adım biletimi…

İçerik o kadar zengin, konuşmacıların her biri o kadar renkli kişilerdi ki burada tüm akışı ve tüm konuşmacıları anlatmam imkansız… Zaten bunu denemeye kalksam da onlara çok büyük haksızlık yapmış olurum. Çünkü eksik kalır…

Ben bu yazıyla o gün beni en çok etkileyen konulara değinerek, Zirve’nin sadece kendime ait #hottopic bölümlerini sizinle paylaşmak istiyorum. Öyle ilham verici hikayeler dinledik ki o gün salonda, eminim benim gibi pek çok kişinin de kendi gündem maddesini oluşturacak bir listesi olmuştur.

İçerik Kraliçedir…

“İçerik Kraliçedir” Dijital Topuklar’daki temalardan ilkiydi… Çok sevdiğim Esra Sert’in moderatörlüğündeki panelde, konuşmacılardan Hthayat.com’ın Yayın Direktörü Damla Çeliktaban Hthayat’da yayınlanan yazılardaki geri bildirimlere dayanarak en çok etkileşim ve yorum alan içeriklerden bazılarını sıraladı. Bunlardan en ilgilimi çekeni herhangi bir konuda söylendiğimiz, şikayet ettiğimiz yazıların çok tuttuğu oldu! Trafikle ilgili delirdiği bir anda yazdığı yazının en çok okunan ve yorum alan yazı olduğundan bahsetti. Oysa kendi adıma, ben bir şeylerden söylenirken yazdığım yazılar için insanlar okurken bunalıcak kesin diye düşürüm hep, meğerse en çok okunan yazılardan biri oluyormuş… Başka bir konu ise hafta hafta hamilelik yazılarıymış… Buna da çok şaşırdım çünkü internette bu konuyla ilgili sonsuz bilgi varken halen en çok ilgi çeken konulardan biri olması çok enteresan geldi bana…

Damla Çeliktaban’ın panel sırasında söylediği bir söze ise tüm kalbimle katlıyorum. “Bakış açısız içerik sossuz bir salata gibidir.” dedi ve ben bu lafa bayıldım! Gerçekten herkes birbirine çok benzer, hatta birbirinin aynı şeyleri yaşadığı halde sadece birileri öne çıkıyorsa bu da o kişilerin olaylara herkesten farklı bir prespektiften bakabilmeyi yakalamasından geçiyor bence de… Aynı @hihieved Hande Birsay’ın paylaşımları gibi… İşte “paylaşılası içerik” tam da bu oluyor… Panel sırasında Hande Birsay’ın olaylara farklı bakış açısı sadece annelik klişelerini yıkmakla kalmadı bizi de gülmekten yerlere yatırdı 🙂 Yeni kitabı ve pozitif ışığı ile yolu açık olsun,  onun hiciv aynasıyla hepimiz anneliğimizin kör noktalarını aydınlatıyoruz…

#beniseviyorum

Bu bölüm sadece 10 dakikalık bir atölye idi… Daha önce de bir seminerine katılma şansı bulduğum Uzman Psikolog Nilüfer Devecigil’ in içimize dokunduğu 10 dakikalık konuşması beni en çok etkileyen bölümlerden biriydi… Amerika’daki öğrencilik yıllarında kendini sevmek konusuyla ilgili ödevini hazırlaması ile ilgili bir anısını anlattı bize Nilüfer Devecigil. Bu sırada dediği bir cümle kalbime çok dokundu. Teslim ettiği ödevi öğretmeni tekrar değerlendirmesi için ona geri verince kendi kendine “bir kendini sevme işini bile beceremedin” demiş göz yaşları içinde… Bu cümle hayatı sorgulatır insana bence… Konuşma sırasında bir ara Nilüfer Hanım tüm katılımcılardan gözlerini kapatarak bir ellerini kalplerine götürmelerini istedi. Hepimiz gözlerimizi kapadık ve dış etkenlerden kendimizi soyutlayarak belki de hiç farkında olmadığımız ama ihtiyacımız olan iç şefkati o bir kaç dakika içinde kendimize vermenin ne demek olduğunu anlamaya çalıştık. Kendini sevmek için en önce yapmamız gereken şeyin kendimize karşı tutumumuz olduğunu anladım o 10 dakikalık konuşmada… Kendine karşı “özşefkat” tutumu…

Paylaştıklarından Sorumlusun!

Hepimiz sosyal medyada paylaştıklarımızdan sorumluyuz elbette… Buna en güzel örneğini www.bizevdeyokuz.com blogunun yazarı Duygu Şar başlarına gelen bir olayı anlatarak verdi. Duygu Şar simitçi Metin’in Ferrari’ye binme hayalini gerçekleştirmek için uğraştıkları hikayesini anlatırken Youtube’ta yayınlanan Metin’in Ferrarideki sevinçli hallerinin olduğu videonun başka yerlerde de yayınlanarak altına yazılan kötü yorumlarla nasıl mücadele ettiklerini ve canlarının nasıl sıkıldığını, Metin’in yaşadığı üzüntüye sebep olmalarının verdiği can sıkıcı durumdan bahsetti.

İnsanların nasıl sosyal medya fenomeni olduğu konusu konuşulurken moderatör gazeteci Özlem Gürses’in “fenomen” ve “influencer” arasındaki ayrımı yaptığı açıklamaya ise bayıldım. Özlem Gürses “fenomen” in daha çok şöhret olma kaygısıyla öne çıktığını “influencer”ın ise bu kaygıdan uzak biraz daha liderlik eder bir tarzı olduğu yönünde çok güzel bir açıklama yaptı. Keşke söylediklerini onun cümleleriyle daha uzun not alsaymışım.

#YazanKızlarKardeştir

İclal Aydın’ı hep çok seven biri olarak konuşmasını nefes almadan dinledim diyebilirim. İclal Aydın kendisi ile ilgili herkese göre farklı olan kimliğinden bahsederek başladı konuşmasına. Çünkü o kimine göre yazar, kimine göre televizyoncu, kimine göre aktrist, kimine göre ise bir “ünlü” idi… Kendi hayatındaki kesitlerden pek çok hikayeyi anlatırken anlattıklarını birbirine öyle ustalıkla bağladı ki yakın bir kız arkadaşımı dinliyormuş gibi dinledim onu…. Bir “ünlü” olarak sosyal medyadaki varlığının değişim hikayesini ve bu değişimin içerisinde oluşturduğu dijital kız kardeşlik bağlarından bahsetti…

Girişimci Dijital Kadınların Yol Haritası

Benim için zirvenin kesinlikle en ilham verici hikayelerden biri hiç şüphe yok ki www.armut.com’un yaratıcısı Başak Taşpınar’ın hikayesiydi… New York’ta yaşarlarken eşine gelen güzel bir iş teklifi ile Türkiye’ye dönüş yapıyorlar. Döndükleri zaman eve yerleşme sırasında boyacı arama, usta bulma vs. gibi konularda yaşadığı sıkıntılar sırasında bu işlerin daha kolay olabileceği fikri yani Armut’un temelleri orada doğuyor. Ama bu sırada kurumsal bir yerde çalışmaya başladığı için bu planını hayata geçirmeyi erteliyor. Asıl hikaye ise bir gece oğlunun rahatsızlanıp onu hastaneye götürmeleri ile başlıyor. Hastanedeyken kendi kendine “Ben ne yapıyorum” diye sorguladığını söylüyor. “Hayat çok kısaydı ve hayallerimin peşinden gitmiyordum.” diye düşünmüş… Ertesi gün ise istifasını vererek taşınma esnasında oluşan fikir üzerinde çalışmaya başlamış ve bugün www.armut.com yaklaşık 80 çalışanıyla 5 ayrı ülkede lansmanını yapalan büyük site… Bence gerçek bir başarı hikayesi!

Dove Özgüven Projesi ve Beden Olumlama Hareketi

Öncelikle şunu söylemek istiyorum. Bu panelin moderatörü Ayşe Arman’dı ve ben hayatımda ilk defa Ayşe Arman’ı canlı olarak dinleme ve görme fırsatı yakaladım. Ama sorun peki Ayşe Arman’la fotoğraf çektirebildim mi? Tabiiki hayır! Yerimize oturmuş panelin başlamasını beklerken sahnenin yanındaki kalabalık dikkatimi çekip bakınca anladım ki herkes bu çok güzel ve gösterişli kadınla fotoğraf çektiriyordu ve panelin başlamasına sadece 5 dakika kalmıştı… Yani çok geçti…  Oturduğum yerden çıkmam zaten 5 dakika alırdı… Yanımdaki arkadaşıma dedim ki “Esra ne yapıp ne edip Ayşe Arman’la bir fotoğraf çektirmek istiyorum ben!” ama yok panel sonrasında etrafta göremedik onu… Neyse bir dahaki sefere bahane olur işte değil mi 🙂

Ayşe Arman lise yıllarımdan beri takip ettiğim, hatta çok beğendiğim yazılarını kesip bir deftere yapıştırarak sakladığım, cesaretine hayran kaldığım bir kadın. Gerçekten de farklı bir tarzı var. Öncelikle çok rahat, sanki böyle hiçbir şeye kasmıyor, hiçbir kaygısı yok. Neyse bayılıyorum yani kendisine yeterince anlaşıldı bu kısım herhalde 🙂 Ayşe Arman’ın Beden Olumlama Hareketi’nin kurucusu Aybala Arslantürk ile yaptığı söyleşi oldukça ilgili çekiciydi. Aybala Arslantürk daha lise zamanlarında burnuyla ilgili kendisine yapılan “beden aşağılaması” ile başlayan ve yetişkinlik zamanlarında yaşadığı bir depresyon sonrasu aldığı 25 kilo ile devam ettiği hikayesini tüm samimiyeti ve sadeliğiyle aktardı bizlere… Bence gerçekten bütün salonu etkiledi. En azından ben kendi adıma gerçekten etkilendim onun hikayesinden… 1.75cm. boyunda biri olarak orta okul, lise yıllarımdan beri sürekli boyum hakkında yapılan konuşmalar geldi aklıma, ya da bu yönde takılan lakaplar… Aybala’yı dinlemeden önce bunları hiç “beden aşağılaması” olarak adlandırmayı düşünmezdim… Aybala Arslantürk başkalarının bedenleri ile ilgili yorum yapmamak ve sana yapıldığında ise buna izin vermemek hakkında konuştu. “Beden kabulü, beden nötrlüğü ve özkabul” kavramlarını da o gün belki hayatımda ilk defa duydum ya da ilk defa dikkatimi çeken kavramlar oldu. Beden Olumlama Hareketi ile kadınların bedenleri üzerine söylenen sözlerin tamamını reddediyor.

Z Kuşağına Hitap Etmenin İncelikleri

Benim merakla beklediğim başlıklardan biriydi bu… Özellikle Elif Instagram’dan Tülin Kozikoğlu’nun da katılacağını duyurduğu andan itibaren sabırsızlıkla bekliyordum bunu… Çünkü kendisinin kitaplarını sadece çocuklar değil ben de keyifle okuyorum… Ayrıca karikatürist Erdil Yaşaroğlu’nun tatlı sohbeti ile Fide Okulları’nın kurucusu Ali Koç’un samimi halleri birleşince belki de en çok güldüğümüz, güldürürken de düşündüren, neşeli panel bu panel oldu.

Dijital dünyada çocukların da katılım hakkı olduğundan bahsedilirken yasaklamak yerine yönlendirmemiz gerektiğine değinildi. Hatta Bilgi Üniversite’si Öğretim Üyesi Yrd. Doç. Dr. Esra Ercan Bilgiç çocukların tablette oynadıkları oyunları anne babalarıyla birlikte oynamalarının yasaklamaktan daha pozitif bir etki yaptığına değindi. Bu benim için imkansız bir şey çünkü öncelikli olarak ben o oyunlardan hiç keyif almıyorum. Kimse benden bunu beklemesin valla… Diğer yandan Ali Koç’un dediği gibi aklımızda yetmiyor ki bizim onların oynadığı oyunlara…

Tulin Kozikoğlu aslında önce Zirve’ye katılmak istemediğini, bir çekince yaşadığını ve sonra kendi kendine bu çekingenliğin altında yatan nedeni sorgulamaya başladığında nedeninin seyircilerin elleride bulundurdukları, parmaklarının ucundaki sosyal medya gücü olduğunu fark ettiğinden bahsetti. Çünkü sosyal medya ile o gün sadece o Zirve’de bulunan kişiler değil tüm Türkiye burada kendisi hakkımda yapılan olumsuz bir yorumu da görüyor olacak diye tedirgin olmuş. Buradan da çocukların üzerindeki “dijital baskı”ya değindi ki bu bakış açısı bana oğlumu düşündürerek oldukça dokundu. Kendi çocukluk yıllarında bir şeyi yanlış yaptıklarında bunun sadece öğretmen, veli ve çocuk arasında kaldığını ama şimdiki zamanda çocukların başına gelen herhangi bir olayın ya da yaptıkları bir hatanın bir anda veli whats app grupları, sosyal medya gibi mecralar ile herkese yansıyabileceğini ve herkesin öğrenip duyma olasılığının yüksek olduğuna değindi. Bu benim daha önce hiç düşünmediğim bir konuydu. Gerçekten “mahalle baskısı” dediğimiz şey dijital hayatla birlikte ucsuz bucaksız bir “dijital” baskıya dönüşmekte belki de…

Koskoca dopdolu bir günden kendime aldığım notların özeti böyle diyebiliriz.  Arada müzik dinletileri, Bilgi Üniversitesi öğrencileri ile yapılan sokak röportajları da oldukça göz dolduruyordu.

Dijital Topuklar bana o gün kendimi özgür hissettirdi… İçim umut doldu… Başarılı ve güçlü kadınlar görmek ilham verdi… 3 güçlü kadının neler yaptığına şahit olmak da ayrı bir tecrübeydi…

Bu arada daha önce yüzyüze tanışma şansı bulamadığım ama Instagram sayesinde tanışık olduğum pek çok kişiyle de yüzyüze tanışma şansı yakaladım. Ayrıca çok severek takip ettiğim blogger annelere gittim sarıldım 🙂 Tesadüfen o gün orada olan arkadaşlarımla karşılaştım, çok mutlu oldum. Yakın arkadaşım Esra’nın son dakika bilet alıp benimle etkinliğe gemesi ise zaten kendi başına bir bonustu!

Akşam eve gittiğimde ben bile yorgundum… Sonra Elif ve Peri’yi düşündüm… Kimbilir şu an nasıl tatlı bir yorgunluk yaşıyorlardır diye geçirdim içimden… Her ikisinin de emeklerine sağlık… Bize böyle bir şans sundukları, bu kadar keyifli ve zengin bir gün yaşattıkları için tüm Dijital Topuklar ekibine sonsuz teşekkürler….

Seneye 1 Kasım’da yine gelecek ben…

#dijitaltopuklar