Sabır Çiçekleri

Pazar gecesi Doruk neredeyse hiç uyumadı. Eee o uyuyamayınca kim de uyuyamıyor? Evet doğru cevap; anne de!

O gece hadi evi topluyorum, hadi buzdolabına da el atayım, biraz da bilgisayarda takılayım derken zaten saat 01:00 gibi yatmıştım. Yarım saat içerisinde Doruk’un korkunç ağlamasıyla fırladım yerimden. Süt istiyordu; geceleri süt vermek istemiyorum çünkü gece beslenmesinin hem dişleri için hem de gelişimi için doğru olmadığını düşünüyorum. Ama inatla “milk milk” diye ağlıyor (süte neden “milk” dediği ise ayrı bir yazı konusu…) Neyse bir şekilde evde “milk” olmadığına ikna ettim onu, bu arada Devrim de ayakta tabii ama baktı ben hallediyorum devrildi yatağa…Neyse tam uyudu derken yarım saat, kırk beş dakika içinde ikinci bir ağlama krizi, bu kez “salonda uyuycam anne kalkk anne kalk, kalk, kalk, kalk…kalkkk!!!” diye ortalığı yıkıyor. Salonda uyumak da nereden çıktı bile diye soramıyorum kendi kendime zira bu dönemde ne sorsanız cevabı; “İKİ YAŞ SENDROMU!” Kalkarsın salona gidersin, bu arada Devrim yine ayağa kalktı ama görüyorum içten içe sinirleri hopluyor. Doruk çığlıklar içinde babasının kucağına sonra tekrar bana geçiyor ama ne istediğini de anlayamıyoruz, çılgınca bir ağlama! Salonda kanepenin üzerine yatınca ağlaması susuyor gibi oldu. Sustuğunu görünce Devrim geri yattı. Daha yarım saat bile geçmedi ki bu sefer “odamda yatcammm, anneee odamda yatcammm!!!!??” Diyorum ya kamera şakası gibi yaşıyoruz biz ama işin acı kısmı ŞAKA DEĞİL bu! “Sabırla koruk helva olurmuş” deyip onun odasına yürüdük. Zaten gücüm kalmamış haldeydim…Karanlık filan demeden odasına doğru yürüdü Doruk, ben de arkasından…Bu arada bu anlattıklarımı arka planda sürekli ağlayan bir çocuk sesi eşliğinde hayal etseniz beni anlar mısınız acaba? Odasındayız bu sefer “odamdaki oyuncakları salona taşıyalım anneee!!!!” diye ağlamaya başladı, hoş susmuyor zaten ‘tutturmaya başladı’ desem daha iyi olacak. Kocaman bir köpeği var adı “Cino”, onu kulağından sürükleyerek salona taşıdı! Sonra tekrar “annee benim yatağımda ikimiz uyuyalım, böööööh baaawww” diye ağlıyor ve Cino’nun kulağından sürüyerek tekrar odasına taşıdı. Ben onunla inatlaşmadan sessizce yüzüne bakıyorum, yaptığının farkına vardı sanırım, birden susup iç çekerek elimden tutup “anne gel anne gel” diyor ama ağlamasına da engel olamıyor. Neyse saat artık 04:00 filan olmuştu ki Doruk’un yatağında onunla uyumak için kıvrıldım…Onun üzerini örttüm ama ben üşüyorum tabii…Kalkıp kendime bir battaniye alayım diyorum bırakmıyor beni… En son “neyse o uyuyunca alırım” diye beklediğimi hatırlıyorum. Sabah saat 07:00’da telefonun alarmıyla uyandığımda Doruk’un kocaman Cino’su aramızda yatıyordu ve üzerimde bir battaniye vardı. Belli ki Devrim üzerimi örtmüştü…

Bu pazartesi bana çok zor geçti…Doruk sabah “anne ben gece çok ağladım mı?” diye sorarak benden kendince özür diledi. “Neden ağladın anneciğim?” diye sorduğumda ise yine “çok ağladım mıı??” cevabını aldım. Belli ki o da bilmiyordu cevabını…Belki de yoğun ve dolu dolu yaşanan bir pazar günün ardından düzeni bozulan çocuk tepkisiydi. Pazartesi sabahı beni ofiste gören herkes gece Doruk’un uyumadığını tahmin edebiliyordu zira sürünüyordum. Bu sırada pazartesi sabahı bana bir çicek geldi…çok güzel beyaz lilyumlar… Bayılırım en sevdiğimden…Öyle güzel korkarlar ki… özel bir gün filan da değildi bu yüzden telaşla zarfı açtım. Zarfın içinde “Dünyanın en sabırlı annesine…” yazıyordu…

Eşimi aramak için telefona sarılırken içerisinde ‘annelik’ geçen herhangi bir şey için hali hazırda bekleyen o damlalara da engel olamadım…

Tuzak

Çocuğunuz bir şeyi “yapmasın” ya da bazen tam tersine “yapsın” diye bir cümle kurduğunuzda sonradan o kurduğunuz cümle dönüp dolaşıp yine sizin başınıza iş açıyor mu? Benim cevabım; HER ZAMAN EVET! İstisnasız, hiç şüphesiz, hiç tartışmasız EVET! Kesin bir şeyi yanlış yapıyorum ama bulamıyorum. Neden sürekli kendi silahımla vurulduğumu çözemiyorum.

Mesela geçen gün Doruk’a banyo yaptırıyorum. Ben Doruk’u, Doruk da arabasını yıkıyor. Sonra “Annee, arabayı köpük yapcamm” diyor ve şampuanın pompasına basıp arabasının üzerine bir parça şampuan döküyor…Hadi diyorum, şimdi çocuk özendi bir şey deme…Sonra bir kere daha aynı şeyi yapıyor… Bıraksam o gün orada sadece arabası değil bütün ev bile köpük banyosuyla yıkanabilir! “Dorukcuğum, araba çok güzel olduuuu, mis gibi de kokuyor…Hadi yeter artık di mi?” diyerek elinden şampuanı alıyorum ve ona çaktırmadan pompanın ağzını kilitliyorum. Çok zekiyim ya, aklımca Doruk pompaya bastıracak bastıracak şampuan gelmeyince de vazgeçecek. Niye hiçbir şey benim planladığım gibi olmuyor?! Aslında gidişat doğru, Doruk tam da tahmin ettiğim gibi daha fazla şampuan almak için pompaya basıyor ve şampuan gelmiyor…Bir iki deneme sonrasında bana soruyor. “Yeden gemiyo anne? Yeden şampoan çıkmııoo?” İşte asıl zekiliğim burada devreye giriyor; “Bozulmuş herhalde Dorukcuğum, bak çalışmıyor, sonra bakarız buna.” diyorum ve yeniden elinden şampuanı alıp köşeye koyarak havlusunu almak için arkamı dönüyorum. Doruk’a bir şey “bozuk” denir mi?? Sen hiç mi tanımıyorsun çocuğunu be kadın! Kapının arkasındaki havluyu almak için arkanızı döndüğünüz süreyle geri dönmeniz arasındaki süre ne kadar olabilir ki bir düşünün! Elimde havluyla döndüğümde Doruk elinde yarısı boşalmış şampuan şişesiyle “Annee baaaak, ben onu tamiy ettimmm, içinden şampuan çıkıooo aaatık anne” diyor!!! Yani sadece bir saniye içinde mi? Yani ben sadece arkamı döndüm, bu kadar mı çabuk!!! Gördüğüm manzara şu; madem şampuanın pompası bozuk o zaman benim oğlum onu “tamiy” etmek için şampuanın pompasının kapağını açmış ve tabii ki deee içinden şampuan çıkmışş!!! Çözüm odaklı bir yaklaşım tamam ama ben zaten sırf bu sahne yaşanmasın diye “bozulmuş” dememiş miydim!? Şimdi sırf ben öyle dedim diye mi yaşandı bu sahne yaniii!!!

Başka bir akşam uyku öncesi kitap okuyorum ona, hani yavaş yavaş gözleri kapanacak uyuyacak diye hayalim. Ama nerdeee…Her cümlemin arkasından “Yeden öyle demiş?”, “Yeden gitmemiş?” şeklinde sorular geldiği için uyuyacağına tam tersine iyice cin gibi oluyor sanki. “Uyuyacağı yok bu çocuğun, bari ben uykum geldi numarası yapıp yatayım da o uyusun” diye düşünüyorum ve hikayenin sonunu bağlayarak “Çok uykum geldi anneciğim, ben yatıyorum.” diyorum. Seninki alıyor kitabı eline “Annee sen şok yoyulmuşsun bugüünn, sen uyu ben sana kitap okuycam” diyor!!? Ama needen?!!! Neden sürekli kendi kurduğum cümle bana geri geliyor ve beni alt ediyor?!!

Normalim!

Uyuyor… Huzurluyum… Bugün sabah 07:15’ten bu saate kadar neler oldu neler bitti unutup normal insanlar gibi bir akşam geçirmeye çalışıyorum…Günün en sakin ve sessiz zamanın tadını çıkarıyorum…

Yarın Pazartesi ya, ben işe gideyim valla, ben işe gideyim gerekirse de sabaha kadar çalışayım inanın daha kolay! Yok pazartesi sendromuymuş, yok yarın iş varmış… Çok değil bir çocuğun olsun, oh mis ilaç gibi geliyor bütün bu sendromlara. Sendrom mendrom kalmıyor. Ofise koşa koşa gidiyorsun hatta çalışıp bir de üzerine dinlenmiş hissediyorsun kendini! Ofiste kimse benim sabrımın sınırlarını test etmiyor, ya da bir kamera şakasının içinde olduğum hissiyatıyla sağa sola bakınmak suretiyle olaya son vermek için kamera arattırmıyor, bir dakika önce “evet” dediğine bir milisaniye içerisinde tam da sen evet dediği o şeyi yapmak üzereyken çığlıklar atıp kendini yerlere atıp ağlarak sanki evet dediği şey hayırmış gibi ağlamıyor! İşte yazarken bile ne kadar zor… Yok canım çıldırmadım, hala normalim…Ben de eşim de hala normaliz…

Sabah yumurtayı çiğ yiyeceğim diye tutturuyor bir fasıl! (Yazarken çok kolay oldu bunu böyle basitçe bir cümlede ifade etmek bu sebeple okuduğunuz gibi bir tutturma olmadığını belirtmeden geçmek istemiyorum….) Kendini yerden yere atıyor, hani sanki siniri başka şeye de yumurtadan çıkarıyor hırsını… “İyi” diyorum. “Gel al, çiğ ye oğlum yumurtayı” Es kaza yerse de sesi güzel olur diye rahatlatıyorum kendimi…Bu arada yumurtayı bir kaseye kırıyorum. Aman sen misin bunu yapan meğersem beyefendi kendisi kıracakmış! Yine yerlerde!!! Babamız yetişiyor imdadımıza, bizimkinin aklı karışıyor…Komiklikler, bıdı bıdı derken susuyor…Bu arada ona laf yetiştirirken haşlanması için çaktırmadan suya koyduğum yumurtayı yine çaktırmadan yumurtalığa yerleştiriyorum. Bir de yumurtayı sevimli kılacağız ya haşlanmış yumurtaya keçeli kalemle göz, kaş, ağız yapıyoruz tam bu sırada yine bir ağlama krizi baş gösteriyor. Meğersem o yapacakmış! Niye ben yapmışmışım!!! SABIR SABIR YAA SABIRR! Yumurtayı ters çeviriyorum, temiz kısmı geliyor. Neyse ikna oluyor; kaş göz yapıyor kendince sonra da ” Annee baaaakkkk” diye sanat eserini gösteriyor. Hayır bir de sevimli kereta. Kızdığın şeyi bir dakika sonra unutturuyor…Yumurtayı allayıp pulluyoruz ama yemiyor çünkü o hengamenin içerisinde yumurtasını kaçırmışım tabii, rafadan yapamamışım, beğenmiyor…Kahvaltı faslı sonrasında kendime pazardan bir gün çalayım da kuaföre gideyim istiyorum ama ne mümkün! Küçük Bey izin vermiyor; “Anne gitmesinnn!!! Anneee Gitmeeee!!!!” Yine yerlerde… Arkamdan ağlarken evi terk etmek istemediğim için ikna yolunda ısrarcıyım ama kendimi SABIR çekerken buluyorum yine… Bir ara ikna ışığı görünce ben vınnnn koşuyorum kuaföre…Saçlarımı kestiriyorum, ojeler sürdürüyorum, fönler çektiriyorum ohh çok keyifliyim…Eve geliyorum ev savaş alanına dönmüş. Her yer her yerde. Babamızın sinir sınırı “doruk” yapmış, o da SABIR çekiyor. Bu arada dışarı çıkmamız gerekiyor. Aceleyle evi toparlıyoruz. Üstünü değiştirmemiz lazım hayır giyinmiyor! “Tamam gitmeyelim o zaman” diyoruz; “Gideceeeeemmm!!!!” diye ağlıyor bu sefer de. Tam kazağını giydiriyorum ben bunu sevmedimler başlıyor; “Çıkar anneee kazağı çıkarrr çıkarrrrr rahat diill buuuu…” Çıkarıyorum, başka bir şey giydiriyorum…Etiketi varmış onun; “Kessss kessss etiketini kes anneee!!!” Etiket kesiliyor bu sırada koltuğun üzerinde duran battaniyenin etiketine gözü takılıyor; “Anneee bunu da kesss kesss kesss anneee” battaniyenin de etiketini keserken buluyorum kendimi!!?/%&& “Oh şimdi sıra pantolonda” diye düşünüyorum. İyi tarafından bakıp “Neyse canım, %50’si giyinik şu an.” diye geçiriyorum içimden…

Yoldayız….Arabadayız, çok yorgunuz. Bizim konuşacak halimiz yok ama başlıyor minik adam; ” Baba, babaacığımmmm” diyor sanki bir dakika önceki canavar o değimiş gibi “Arabayı durdurunca kucaaağına otuuucam, ben kullancaaam” Babası şimdi değil ama eve dönüş sonrası için söz veriyor ona. Neyse gideceğimiz yere gidiyoruz oradan kalkıyoruz sonra bir alış veriş merkezine gidelim diyoruz; alacaklarımız var. Tam otoparka girmek üzereyken Doruk’un uyuduğunu fark ediyoruz. Sanki biri düğmesine basmış gibi…Bir saniye önce gözü açık değil miydi bu çocuğun! Otoparka girmekten vazgeçiyoruz. Geri geri ilerlerken otoparktaki görevlinin dumur yüzünü görüyoruz! Güvenlik görevlisi şaşkın; arabayı kontrol etmiş, biz içeri gireceğiz diye beklerken geri gidiyoruz! “Çocuk uyudu da vazgeçtik bu yüzden” diye açıklıyoruz durumu…Yüzümüzde dünyanın en sevimli ifadesi….Eve dönüyoruz…Uyku sırasında evde her şey normal, eşimle yemek yiyoruz muhabbet ediyoruz. Tabii çok değil 1,5 saat sonra uyanıyorr!!!! Uyandığı gibi ilk sözü “Söz veeemiştin babaaa hani ayaba kullanacaktım” olur mu bir çocuğun!!! Fil hafızası mı var bu çoçuklarda!!! Adamcağız üzerini giyiniyor söz vermişiz ya bir kere…Yine aynı kareler başlıyor. Sırasıyla; Üzerimi giymeyeceğim!!!! Beremi takmayacağım!!! Dışarı çıkmayacağım!!! Hayır çıkacağımm!!! Üstünü giyiniyor bu sefer “Anne de gelsinn!!!!” başlıyor. Babamızın sabrına hayran kalıyorum. Üşenmeden anlatıyor ona, açıklıyor; ” Dorukcuğum, anne evde kalsın bize balkondan el sallasın, biz gelince anneye anlatalım nasıl araba kullandığını tamam mı babacığım…” Yok seninki yerlerde…Neyse bir şekilde çıkıyorlar dışarı…Ev sessiz…Hoş fazla uzun sürmüyor, 10 dakika sonra geri geliyorlar. Dönmek istemiş ama daha apartmana girerken gitmeyelim diye ağlamaya başlamış!!! Evde çılgınca ağlayan bir çocuk. Dışarı çıkacağım diye yırtınıyor…Bu çocuğa kesin bir şey oldu bugün, normal değil bu davranışları diye düşünüyorum…Tamam “2 Yaş Sendromu” diye bir şey var biliyorum da çok abartı bugün. Tutturur ama böyle ağlamaz her şeye bu yüzden biz de biraz alttan alıyoruz. Babamız yine sabırlı “Tamam peki ağlama hadi geri dönelim” diyor zannediyoruz ki susacak gidecekler; Haaayır annem de gelsinnn başlıyor yine!!! “Tamam ben de geleyim” diyorum, pes ediyorum…İkimiz de tükenmişiz. Kotumu giyiyorum…Doruk ağlamaktan içini çekiyor, konuşamıyor, yüzü kıpkırmızı….”Hadi hazırım” gidelim diyorum. “HAYIRRRRR babam götürecek !!!” diye ağlıyor şimdi de!!! İşte bu sahne bizim koptuğumuz an oluyor… Ben kamera arıyorum evin içerisinde…Hayır hemen el sallayayım da bitsin bu işkence…Kamera yok! Şaka filan değil! Hepsi gerçek bunların! Ama olsun biz hala normaliz!